2008’in ilk ayını yoğun bir gündemle karşıladık. 15 Ocak 2008 tarihinde Pera Müzesi’nde gerçekleşen “Kurumsal Yönetimin Sürdürülebilir Büyümeye Katkısı” konulu konferansa gösterilen büyük ilgi bizleri gelecek yıl daha geniş içerikte bir planlama için cesaretlendirdi. Son derece olumlu görüşlerini siz değerli Üyeleri’mize teşekkür ederiz.

200 kişinin katıldığı konferansta 7’si uluslararası 27 konuşmacı yer aldı. TKYD Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Sami, Turkcell Yatırımcı İlişkileri Direktörü Koray Öztürkler ve İMKB Başkanı Hüseyin Erkan’ın açılış konuşmalarının ardından düzenlenen panellerde GRI Yönetim Kurulu Başkanı Mervy E King, NYSE Euronext Uluslararası İlişkiler Direktörü Robert Thys, CSE Genel Müdürü Nikos Avlonas, Weil Gotshal &Manges ortaklarından Holly Gregory, Hermes Equipty Ownership Services Yönetim Kurulu Başkanı David Pitt Watson, Russian İnstitude of Directors Direktörü İgor Belikov, McDermott, Will & Emery’den Stephen Ryan, GRI Associate Consultant Teodorina Lessidrenska, ülkemizden önemli konuklarla birlikte söz aldı.

Canlı olarak internet televizyonu üzerinden yayınlanan konferansımıza katılma şansı bulamayan üyelerimiz tam günlük DVD kaydını sipariş edebilirler, konferansta yer alan sunumlara ise www.tkyd.org adresinden ulaşabilirsiniz.

Yakın işbirliği içinde olduğumuz kurumlardan Global Reporting Initiative Başkanı Mervyn King ve üst düzey uzmanı Teodorina Lessidrenska’nın katılımlarıyla 14 Ocak tarihinde 35 katılımcı yer aldığı bir workshop düzenledik. Gün boyunca süren toplantıda GRI Raporlaması ile ilgili tüm konular katılımcılarla paylaşıldı.

AYIN KONUĞU Bölümü’nde konferans katılımcılarımızdan Holly Gregory Kurumsal Yönetim ile ilgili sorularımızı cevapladı. BÜYÜTEÇ Bölümü’nde “Genel Kurul Toplantıları” konusu ele alınıyor. Üyelerimiz Ali Perşembe ve Belgin Aytekin’e teşekkür ederiz.

AYIN MAKALESİ bölümünde ise, KPMG Türkiye İç Denetim ve Finansal Risk Yönetimi Bölüm Başkanı, Ortak Ebru Yardımcı “Risk ve Kontrol sistemlerinin evrimi” araştırmasını paylaşıyor. ÇİZGİNİN SÖZÜ bölümü için yine değerli üyemiz Ali Kamil Uzun’a teşekkür ediyoruz.

Gelecek ay yine kurumsal yönetimin en iyi uygulamalarında buluşmak dileğiyle…


Kurumsal Yönetim Konferansı 15 Ocak 2008 tarihinde Pera Müzesi’nde gerçekleştirildi

15 Ocak 2008 tarihinde Pera Müzesi’nde gerçekleşen “Kurumsal Yönetimin Sürdürülebilir Büyümeye Katkısı” konulu konferans ilgi ile takip edildi. 200 katılımcının gün boyu takip ettiği çalışmamızın açılış konuşmalarını TKYD Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Sami, Turkcell Yatırımcı İlişkileri Direktörü Koray Öztürkler ve İMKB Başkanı Hüseyin Erkan yaptı. Konferansa yurt dışı ve Türkiye’den pek çok uzman konuşmacı katıldı.

GRI Yönetim Kurulu Başkanı Mervy E King, NYSE Euronext Uluslararası İlişkiler Direktörü Robert Thys, CSE Genel Müdürü Nikos Avlonas, Weil Gotshal &Manges ortaklarından Holly Gregory, Hermes Equipty Ownership Services Yönetim Kurulu Başkanı David Pitt Watson, Russian Institude of Directors Direktörü Igor Belikov, McDermott, Will&Emery’den Stephen Ryan ve GRI Associate Consultant Teodorina Lessidrenska konferansın öğleden önceki oturumlara konuşmacı olarak katıldılar. “Yönetim Kurulu’nun Strateji Oluşturmada Rolü” ve “Strateji Hissedarlar için Neden Önemli” bu bölümde tartışılan ana konular arasında yer aldı. Konuşmacılardan Stephen Ryan, etkileri bugün bile tartışılan “Enron Skandalı” ile ilgili önemli bilgiler paylaştı.

Konferansın öğleden sonraki bölümünde “Risk Yönetimin Strateji Oluşturmadaki Rolü” ve “Yatırımcı İlişkilerin Artan Önemi” iki farklı panelde tartışıldı. Konferansın sonunda ise Mervy E. King bir değerlendirme konuşması gerçekleştirdi.

Konferansta yer alan tüm sunumlara www.tkyd.org adresinden ulaşabilirsiniz.


Konferansa katılamayanlar için

Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği’nin 15 Ocak 2008 tarihinde düzenlediği “KURUMSAL YÖNETİMİN STRATEJİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜMEYE KATKISI” konulu konferansa katılamayan üyelerimiz tam günlük görüntü kaydını 30 YTL karşılığında alabiliyor. Sipariş için Emre Erdoğan eerdogan@tkyd.org adresine bilgi verebilirsiniz.

“Konferansın ardından” yayını British Council işbirliğinde Mart ayında TKYD Üyelerine ulaştırılacak. Yayında konferansta gerçekleşen oturumları konuşmacıların hazırladığı görüşler ile birlikte bulabileceksiniz.


Kurumsal Yönetim Dergisi’nin ilk sayısı çıktı

2008 yılı Ocak ayında ilk sayısı sizlere ulaşan “Kurumsal Yönetim Dergisi” üç ayda bir konuyla ilgili tüm haber ve gelişmeleri masanıza taşıyacak. İlk sayımızda 15 Ocak 2008 konferansı ile ilgili detaylı bilgiler, yılsonu üye toplantımız, çalışma grupları hakkında ayrıntılar, Türkiye ve Dünya gündeminden başlıklar, İMKB 100 şirketleri 2007 yılı araştırma raporu, Hergüner Bilgen Özeke tarafından hazırlanan örnek vaka köşesi, GRI Bölümü, kütüphane, takvim bölümleri Üyeleri’mizin aktardıkları makaleler ile yer aldı. Yayını www.tkyd.org adresinden inceleyebilir, info@tkyd.org adresinden talep edebilirsiniz. Konu ile ilgili görüşlerinizi tarafımıza iletmeniz durumunda yer vermekten mutluluk duyarız.


GRI toplantısı 14 Ocak 2008 tarihinde Dedeman Otel'de düzenlendi

2008 yılının ilk toplantısını 14 Ocak 2008 tarihinde GRI (Global Reporting Initiative) Yönetim Kurulu Başkanı Mervyn King ve GRI Uzmanı Teodorina Lessidrenska’nın konuk olarak katıldığı toplantı ile gerçekleştirdik. 35 katılımcının yer aldığı toplantımız Dedeman Hotel İstanbul’da düzenlendi.

Çalıştayda esas itibariyle sürdürülebilirlik raporlamasının global çerçevede genel hatlarıyla tanıtılması, GRI’ın ve G3’ün prensiplerinin anlatılması, iş dünyasından örneklere değinilmesi ve raporlama sürecine genel olarak bakılması noktaları üzerinde duruldu.

GRI ile ilgili tanıtıcı bilgilerin verildiği toplantıyı 2008 yılı içerisinde ortak çalışmalarımızda takip etme şansı bulacaksınız. TKYD’nin organizasyonel ortağı olduğu ve Hollanda hükümeti tarafından desteklenen GRI dünyada çalışmaları son yıllarda en çok konuşulan kurumlardan biri. “Global Reporting Initiative”in vizyonu ekonomik, çevresel ve sosyal alanlarda da raporlamanın bir rutine bağlanılabilmesi ve finansal raporlamada olduğu gibi dünya çapında bütün organizasyonlar tarafından hazırlanan raporların objektif bir şekilde karşılaştırılabilecek standartlara sahip olmasıdır. GRI bu vizyon ile “Sustainability Reporting Framework” adını verdiği sistemini sürekli geliştirmekte ve kapasitesini arttırmaktadır. “Sustainability Reporting Framework” sistemi uluslararası anlamda iş hayatından, sivil toplumdan, profesyonel kurumlardan binlerce kişinin içeriğini yarattığı ve konsensüse ulaşmayı amaçlayan bir süreçtir. Çalışmada yapılan sunumuna www.tkyd.org adresinden ulaşabilirsiniz.


TKYD Olağanüstü Genel Kurul toplantısı 13 Şubat tarihinde

Dernekler Kanunu’nda izin verilen kurumsal üyelik uygulamasını tüzüğümüze almak ve yine Dernekler Odası tarafından önerilen formatta düzenlenen Dernek tüzüğü konusunda üyelerimizin görüş ve onaylarınızı almak üzere düzenlenecek Olağanüstü Genel Kurul toplantısı 4 Şubat 2008 tarihinde yeterli çoğunluğun sağlanamaması üzerine 13 Şubat 2008, Çarşamba günü 17:00-18:30 saatleri arasında Yapı Kredi Genel Müdürlüğü Yapı Kredi Plaza, D Blok, 34330, Levent / İstanbul adresinde yapılacaktır.


TÜRKİYE GÜNDEMİNDEN

İlk kez halka açık olmayan bir şirket derecelendirme notu aldı

Saha Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme A.Ş. Tek Faktoring Hizmetleri A.Ş.’nin Kurumsal Yönetim Derecelendirme notunu 6,83 olarak açıkladı. Böylelikle ülkemizde ilk kez halka açık olmayan bir şirket kurumsal yönetim derecelendirme notu sahibi oldu. Tek Faktoring aynı zamanda derecelendirme yaptıran ilk faktoring şirketi oldu.

Türkiye'de Sermaye Piyasası Kurulu lisansı ile kurumsal yönetim derecelendirme faaliyetinde bulunan SAHA Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme Hizmetleri A.Ş., Tek Faktoring Hizmetleri A.Ş.’nin Kurumsal Yönetim Derecelendirme notunu 10 üzerinden 6,83 (%68,32) olarak belirledi.

SAHA A.Ş.'nin Tek Faktoring için vermiş olduğu 6,83'lük not için; şirketin halka kapalı bir şirket olmasına rağmen kurumsal yönetim ilkelerine ve dolayısıyla pay ve menfaat sahiplerine verdiği önemi; bu ilkelere uyum sağlamak için gerekli politika ve önlemleri uygulamaya sokma yolunda önemli adımlar atmış olduğunu; yönetim risklerini belirlediğini ve bu risklerin yönetilmesinde gereken iş süreçleri ve iç kontrol mekanizmalarını çalıştırmak için dürüst ve sorumlu bir anlayış gösterdiğini belirtiyor.

Bu derecelendirme çalışması, SPK Kurumsal Yönetim İlkeleri temel alınarak gerçekleştiriliyor. “Halka açık olmayan” ve “faktoring, leasing ve finansman” şirketleri sınıflandırmasının (FLF-priv.) bir gereği olarak farklı şekilde ağırlıklandırılmış olan Pay Sahipleri, Kamuyu Aydınlatma ve Şeffaflık, Menfaat Sahipleri ve Yönetim Kurulu ana başlıkları altında yapılan değerlendirme sonuçları aşağıda yer alıyor:

Ana Başlıklar

Not

Pay Sahipleri (%35)

69,30

Kamuyu Aydınlatma ve Şeffaflık (%20)

71,83

Menfaat Sahipleri (%15)

74,61

Yönetim Kurulu (%30)

61,70

Toplam

68,32

Firma Notu 6,83

Ayrıntılı derecelendirme raporu, SAHA A.Ş.’nin internet sitesinde yer almaktadır. (www.saharating.com)


14 Milyon YTL özsermayesi olmayan halka açılamayacak

Borsa Yönetim Kurulu, 2008 yılında geçerli olmak üzere halka arz kriterlerini açıkladı. 14 Milyon YTL özsermayesi olmayan şirketin halka açılamayacağı bildirilirken, 1 milyon 400 bin YTL özsermayeye sahip olamayan şirketlerin ise tahvilde ihraç yapamayacağı belirtildi. Bu kriterlerden halihazırda işlem gören şirketler etkilenmeyecek. Söz konusu şartlar ilk defa açılan yapılacak arzlar için geçerli olacak.

İMKB küçük şirketleri uzun vadede kurumsallaştıracak

İMKB Başkanı Hüseyin Erkan, İSO’nun açıkladığı 500 şirketin sadece 105’nin, ilk bin şirketin ise sadece 140’nın halka açık olduğunu belirterek kalan 860 şirketin borsaya kote olması için şubat ayında çalışma başlayacağını söyledi. Bu çalışmanın amacının sadece halka açık şirket sayısının arttırmak olmadığını belirten Erkan, küçük şirketleri uzun vadede kurumsallaşacakları bir modeli ortaya çıkarmak olduğunun altını çizdi.


Yılın İş İnsanı: Kalpaklıoğlu

Dünya Gazetesi’nin seçtiği yılın iş insanı ödülüne bu sene, Yaşar Topluluğu’nda Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Feyhan Yaşar Kalpaklıoğlu layık görüldü. Aynı zamanda Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği üyesi olan Kalpaklıoğlu, 2008 yılı için şunları söyledi:

“Doğru tahminler ve doğru bilgilerle stratejiler oluşturup, doğru çalışmalar yapılırsa 2008’in Türkiye için problem yaratmayacağını düşünüyorum. Çünkü herkes şimdiden tedbirini almış durumda. Önemli olan tedbirsiz ve hazırlıksız yakalanmamak.2001’de olan buydu. Şimdi etkin bir iletişim var, Türkiye’de çok önemli kurumsal değişimler oldu.”


Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK)’dan yeni bir yönetmelik

DBDDK, “Bankaların üst yönetimine atanacakların bildirimi, yemin ve mal beyanında bulunulması ve karar defterlerinin tutulmasına ilişkin usul ve esaslar hakkında yönetmelik yayınladı.

Yönetmeliğin amacı, Türkiye’de Kurulu bankaların yönetim kurulu üyelikleri ile Türkiye’de şube açmak suretiyle faaliyette bulunan yurt dışında kurulu bankaların Türkiye’deki yönetim merkezlerinde oluşturulan müdürler kurulu üyeliklerine ve denetim komitesi üyeliklerine seçilenlerin, genel müdür ve merkez şube müdürü ile yardımcılıklarına atanacakların ve bu görevlerden ayrılacakların Kuruma bildirilmesine, yönetim kurulu ile müdürler kurulu başkan ve üyelerinin yemin etmesine, bu kişiler ile imza yetkisine sahip mensuplarından bölge müdürleri, şube müdürleri ve genel müdürlük merkez teşkilatında yer alan bölüm, kısım, grup ve bunlara eşdeğer isimler altında faaliyet gösteren birimlerin yöneticilerinin mal beyanında bulunmasına ve yönetim kurulu, müdürler kurulu, denetim komitesi ve kredi komitesi kararlarının tutulmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Yönetmeliğin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.


Özelleştirmedeki şirket hisseleri İMKB’de alınıp satılabilecek

Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) özelleştirme programında bulunan şirketlerin hisse senetlerinden İMKB’de işlem görenlerin Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca (ÖİB) gerekli görülen hallerde borsada alım satımının yapabilmesine karar verdi. ÖİB’nin İMKB’ye yaptığı açıklamaya göre, ÖYK’nin 18 Ocak tarihli kararı çerçevesinde, 2008 yılı sonuna kadar yapılacak uygulamalarda 1.5 milyar YTL’ye kadar satımlar için nihai devir işlemlerinin onaylanması konusunda idare yetkili kılındı.


DÜNYA GÜNDEMİNDEN

İngiltere merkezli Hedge Fonları kendilerine çeşitli düzenlemeler getiriyor

İngiliz Hedge fonları gönüllülük esasına dayalı olan çeşitli prensipleri 22 Ocak 2008 tarihinde kamuoyuna duyurdular. Bu prensipler bağlamında, hedge fonlar, aldıkları riskleri, ücretlerini ve yaptıkları değerlendirmeleri kamuoyuna açıklayacaklar.

Bu uygulamaya ek olarak ise prensipler arasında kurumsal yönetim standartlarıyla ilgili bir bölüm de bulunuyor. Bahsi geçen bölümde hedge fonların kurumsal yönetim ilkelerine uygun bir biçimde oluşturulmuş yönetim kurullarına sahip olması gerekliliğine değiniliyor. Kurulma süresi dikkate alındığında “genç” olarak adlandırılabilecek fonların daha küçük yönetim kurullarına sahip olmaları anlayışla karşılanırken fonlar büyüdükçe buna paralel olarak yatırımcıların fonlardan ve yönetim kurullarından beklentileri de artıyor. Artan bu beklentiyle başa çıkılması için de daha sağlıklı yapıya sahip ve daha geniş yönetim kurullarına ihtiyaç duyuluyor.

Yeni kurulan Hedge Fon Standartlar Kurulu (Hedge Fund Standards Board) hedge fonların prensiplere uyumunu gözlemleyen bir organ olarak görev yapacak ancak prensiplere uyum konusunda herhangi bir yaptırım uygulamayacak. Bu durumun standartları zayıflatacağı konusunda çekinceler de yok değil. Konuyla ilgili daha fazla bilgi almak için buradaki adresten yararlanabilirsiniz


CEO’lar ekonomik durgunluktan endişe ediyor

Dünya Ekonomik Forumu’nun stratejik ortağı PricewaterhouseCoopers’ın (PwC) 11. yıllık Küresel CEO Araştırması, Davos toplantısında açıklandı. Araştırmaya göre CEO’lar en çok ekonomik durgunluk risklerinden endişe ediyor. Yükselen ekonomilerin CEO’ları gelişmiş ülkelerde görev yapan CEO’lara göre işlevlerinin büyüme göstereceğinden daha eminler. Araştırmanın sonuçlarına göre ortaya çıkan sonuçlar kısaca şöyle:

  • Önümüzdeki 12 aylık dönemde gelirlerinde artış olacağından çok emin oldukları söyleyen CEO’ların oranı geçtiğimiz yıla göre 2 puanlık bir düşüş göstererek yüzde 50’ye geriledi.
  • İşlerinin geleceğine güven konusunda düşüş en çok Kuzey Amerikalı CEO’lar tarafından dile getirildi. Bu oran geçtiğimiz yıl yüzde 53 iken, bu yıl yüzde 35’e geriledi.
  • Batı Avrupalı CEO’lar içinde durum aynı. Aynı konuda geçen yıl oran yüzde 54 iken, bu yıl yüzde 44’e geriledi.
  • Asya Pasifik, Latin Amerika, Orta ve Doğu Avrupa’da ise CEO’lar konuyla ilgili daha olumlu yanıtlar verdi. Araştırmaya katılan CEO’ların yüzde 55’i gelirlerin artacağından çok emin olduklarını belirtti.
  • Konuyla ilgili en yüksek oran ise Hindistan ve Çin’e ait. Araştırmada Çin yüzde 73’le ikinci olurken, ücretlerin artacağı konusunda güven Hindistan’da yüzde 90 olarak yer aldı.

INSTITUTIONAL INVESTOR: 2008 yılının en İyi CEO’su kim?

Zor zamanlar güçlü liderleri gerektirir. Amerikan ekonomisinin son zamanlarda yaşamakta olduğu zor dönemde bu soru daha da büyük önem kazandı, CEO’ların şirketler için önemi daha da arttı. Peki, Amerika’nın en iyi CEO’ları kimler? Institutional Investor yaklaşık 900 yönetici ve 425 fon ile benzeri kurumlarla görüşerek bu sorunun cevabına yanıt aradı.

2008 yılının sektörlere göre en iyi CEO’ları;

  • John Stumpf, Wells&Fargo&Co
  • Harris Simmons, Zions Bancorp
  • Lloyd Blankfein, Goldman Sachs Group
  • Kenneth Chenault, American Express Co
  • Arthur Ryan, Prudential Financial
  • Evan Greenberg, Ace
  • Christoper Nassetta, Host&Hotels Resorts

Detaylı araştırma sonuçlarına derginin adresinden ulaşabilirsiniz.


Yöneticiler ne kadar bağımsız?

AT Kearney, AZB & Partners ve Hunt Partners tarafından yapılan araştırmaya göre Hint şirketlerinin %90’ı, 2005-2006 yılları arasında yönetim kurullarında “bağımsız üyeler”e yer verdiler. Ancak, Moody’s’in bu bağlamda yaptığı inceleme bahsi geçen şirketlerin %75’inin aday gösterme komitelerinin dahi bulunmadığı ve aday göstermeyi tamamen kontrolü ellerinde bulunduran hissedarlara bıraktıkları yönünde. Araştırma sonuçlarına ve detaylı değerlendirmelere buradan ulaşabilirsiniz.


Amerikan Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SEC) yeni raporu yayınlandı

Amerikan Sermaye Piyasası Kurulu (SEC) Investor and Industry Perspective on Investment Advisers and Broker-Dealers (Yatırımcı ve sektör perspektifinde yatırım danışmanları ve brokerlar - dealerlar) adlı raporu yayınladı.

Raporda ilk olarak günümüzün değişim geçiren finans hizmetleri sektöründe brokerlar – dealerlar ve yatırım danışmanları arasındaki klasik/geleneksel farkın belirsizleştiğinden ve bu konulara belirli düzenlemelerin getirilmesinin zorlaştığından bahsediliyor. SEC bu konunun üzerine yoğunlaşabilmek adına RAND adını verdiği bir komisyon kurmuş ve broker – dealer, yatırım danışmanı arasındaki farkları iki değişik perspektiften ele almak istemektedir:

  1. Broker – dealer ve yatırım danışmanlarının pazarlamadaki ve bireysel yatırımcıya finansal ürün ve hizmet sağlamadaki uygulamalarının incelenmesi
  2. Yatırımcıların broker – dealer ve yatırım danışmanı arasındaki görev, sorumluluk ve hizmetler arasındaki farkları ne şekilde algıladığının değerlendirilmesi

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.


BASINDAN

Dünya şirketleri piyasaya, Türkler hükümete bakıyor

Türkiye’deki aile şirketlerinin hükümeti, yurtdışındaki şirketlerin ise, piyasayı takip ettikleri belirtiliyor. Uluslar arası denetim, vergi ve danışmanlık şirketi PricewaterhouseCoopers’in (Pwc) gerçekleştirdiği 2007/2008 Küresel Aile Şirketleri Araştırması’nın sonuçlarının yer verildiği haberde, 28 ülkeden yaklaşık bin 500 aile şirketi ile görüşüldü.

Türkiye’den 50 aile şirketinin katıldığı araştırmada aile şirketleri, 12 ay içinde kendilerini en zorlayacak risklerin başında yüzde 68 ile hükümet politikalarını ve yüzde 46 ile döviz kurlarını koyuyor. Raporda, Türk şirketlerinde özellikle haleflik ve strateji konularında anlaşmazlıkların çıktığı belirtiliyor. Haberde konuyla ilgili çözümsüzlüklerde Kuzey Amerika’da tarafsız arabulucular, Avrupa’da hissedarlar sözleşmesi, Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkelerde ise aile kurallarının öne çıktığı belirtiliyor. www.pwc.com.tr adresinden raporla ilgili daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz.


İMKB, 2007’de getiride dünya onbirincisi oldu

Dünya Gazetesi’nde yer alan habere göre İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) geçtiğimiz yıl yüzde değer kazanarak yatırımcısına en fazla kazandıran borsalar arasında onbirinci sırada yer aldı. Çin Shenzen borsası bir yılda yüzde 162,8’lik yükselişle değer kazanan borsalar arasında ilk sırada yer alırken, Filipinler borsası, yüzde 112 ile ikinci, Şangay borsası yüzde 96, 7 artışla üçüncü sırada yer aldı. En fazla kaybettiren borsaların başında, yüzde 26,3 ile İrlanda, yüzde 12,2 ile Tokyo ve yüzde 11 ile Osaka borsası geliyor.

Piyasa değerinde ilk sıra New York’un

 

(milyon dolar)

NYSE Group
Tokyo SE Group
Euronext
Nasdaq
London SE
Shanghai SE
Hong Kong Exc.
TSX Group 1
Deutsche Börse
Bombay SE
İstanbul SE

15,650, 832,5
4.330, 921,9
4,222, 679,8
4,013, 650,3
3,851, 705,9
3, 694, 348,0
2, 654, 416,1
2, 186, 550,2
2, 105, 197,8
1, 819, 100,5
286, 571,7

Dünya Gazetesi


Financial Times: Fonlar Türkiye’de kazanç rekoru kırdı

İngiliz Financial Times(FT) gazetesinin hazırladığı rapora göre, bu yıl en fazla getiri Türkiye’de sağlandı. Türkiye’yi Brezilya, Çin ve Hindistan izledi. Bu yılın sürpriz yatırım fonunun F&C’s Hindistan yatırım şirketine ait yüzde 77,92 prim sağlayan fon olduğunu belirten FT, ikinci sırada ise İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda (İMKB) işlem gören 33 hisseyi içeren “MSCI TURKEY”i yerleştirdi. Financial Tmes gazetesinin değerlendirmesinde, “Türkiye düşük enflasyon ve faiz oranlarındaki istikrar sayesinde güçlendi. Analistler, Türkiye’nin yükselişinin YTL’nin dolar karşısındaki gücü, yavaşlayan enflasyon ve dengeli faiz oranlarından kaynaklandığını belirtti.

Hangi ülkede fonlar ne kadar kazandırdı?

Türkiye
Brezilya
Hindistan
Çin

Yüzde 62.3
Yüzde 61.7
Yüzde 57.4
Yüzde 51.2

Hürriyet Gazetesi


AYIN KONUĞU
Holly Gregory
Weil, Gotshal & Manges Partner

Özellikle üst düzey yöneticilere ve yönetim kurulu üyelerine kurumsal yönetim konusunda hizmeti sağlayan Holly Gregory OECD Kurumsal Yönetim ilkelerinin hazırlanmasında kritik rol üstlenmiştir. Gregory, “Expert Guides to the World’s Leading Lawyers” tarafından 2006 yılında kurumsal yönetim alanındaki en iyi 25 avukattan biri olarak gösterilmiştir.

Kurumsal Yönetim’deki zaaflar şirketler için nasıl bir tehlike oluşturuyor? Şirketin ulusal veya küresel oyuncu olması ile kurumsal yönetim ihtiyacı / gerekliliği arasında bir bağ kurulabilir mi?

Bu soru hakikaten çok geniş bir soru ve buna tam anlamıyla cevap verebilmek için TKYD’nin yaptığı gibi bir konferans düzenlemek gerekir. 15 Ocak 2008 Pera müzesinde gerçekleştirilen konferans, panellerin tümüne baktığımızda, bu soruya çok yerinde cevaplar verdi; ancak yine de bir değerlendirme yapmam gerekirse “zaaf” olarak neleri tanımladığımıza dikkat etmemiz gereklidir diyebilirim. Örneğin yönetim kurulu ve aktif rollerdeki yöneticiler arasındaki bilgi paylaşımı ve bu bilgilerin şeffaflığı olmazsa olmazlardandır; dolayısıyla, böyle bir durumun olmamasını zaaf olarak değerlendirebiliriz. Aktif yöneticilerin ve yönetim kurulunun sahip oldukları bilgileri paylaşmamaları veya eksik ya da yanlış paylaşmaları şirketin uzun dönemli planlarına ciddi zararlar verebilir. Bahsi geçen eksik ya da yanlış bilgi paylaşımının getireceği kısa dönemli avantajlara odaklanılmamalı ve uzun dönemli düşülmelidir. Şirkete bir süre için avantaj sağlayan eksik/yanlış bilgi paylaşımını ileride şirketin aleyhinde durumlar oluşturabilecek hilelerin tespitini de zorlaştırır. Sağlıklı bilgi paylaşımının sağlanması şirketin daha iyi idare edilebilmesini ve hesap verebilir bir yapıya sahip olmasını beraberinde getirir. Sorunun ikinci bölümüne gelecek olursak bir şirketin küresel oyuncu olabilmesi için en büyük ihtiyacı kapitale ulaşmasıdır diyebiliriz. Kurumsal yönetim konusu da tam bu noktada devreye girmektedir: kurumsal yönetimin sağladığı sağlıklı kamuoyu bildirimleri ve şeffaflık özellikle yabancı yatırımcıları cezbetmek açısında çok etkili olacaktır ve şirket için kapitale ulaşmayı daha kolay hale getirecektir. Ayrıca, yine kurumsal yönetimin gerekliliklerinde olan objektif düşünce yapısına sahip ve içinde bağımsız üyelere de yer veren yönetim kurulları yatırımcıların şirkete duyduğu güveni arttırmak adına etkili olacaktır. Yine diyebiliriz ki bu durum ihtiyaç duyulan kapitalin şirkete gelmesini hem hızlandıracaktır hem de gelen kapitalin miktarını arttıracaktır.

Türkiye bildiğiniz gibi yabancı sermayenin son yıllardaki uğrak yerlerinden biri. Bu perspektifle bakıldığında kurumsal yönetim uygulamaları evlenmeler veya satın almalar yoluyla küresel oyuncu olmayı hedefleyen Türk şirketlerine neler vaat ediyor? Yabancı yatırımcının ilgisi ile talep gören şirketlerin kurumsal yönetimi hayata geçirmiş olmaları arasında bir bağ kurulabilir mi? Neden?

Yukarıdaki soruda belirttiğim tüm hususlar bu soru içinde aynı şekilde kullanılabilir. Kurumsal yönetim hesap verebilirliği, şeffaflığı, adilliği ve sorumluluğu beraberinde getirir. Tüm bu unsurların olduğu bir şirket yatırımcılar açısından çok cazip olarak değerlendirilecektir. Daha spesifik örnekler vermek adına bir önceki soruda kullandığım yönetim kurulu yapıları örneği burada da kullanılabilir. Sonuç itibariyle bünyesinde bağımsız üyelere yer veren ve belli bir topluluğun amaçlarına hizmet etmeyen yönetim kurulları şirketlere duyulan güveni de arttırmakta ve yabancı yatırımcıları kuruma çekmektedir.

Ulusal farklılıklar kurumsal yönetim uygulamalarını nasıl etkiler ve netice söz konusu olduğunda önemli midir? Küreselleşmeden bahsediyorsak bu farklılıkları minimize etmek gerekir mi?

Ulusal farklılıklar tabii ki üzerinde durulması gereken konulardır; ancak, benim inancım farklı olduğumuzdan çok benzer olduğumuz yönündedir. Yine de sorunuzu dikkate alarak farklılık olarak adlandırabileceğimiz noktalara değinmek istiyorum. Örneğin, farklılık olarak Türkiye’ye baktığım zaman çok geniş bir aile şirketleri ortamı görüyorum. Bu şirketler sizlerin de çok iyi bildiği üzere ve en basit tanımıyla bir aile tarafından kurulmuş olan ve yönetim kademelerinde aile üyelerine yer veren şirketlerdir. Bu tarz şirketlerin Türkiye’de halka açılmadıklarını ya da çok az sayıda şirketin halka açıldığını görüyorum; bu durum klasik bir ‘geçiş süreci’ örneğidir. Dikkat çekici noktalardan bir diğeri ise çoğunluk hissedarlarının varlığıdır ki Avrupa açısından bu durumu genelleyebiliriz. Amerika, bu bağlamda dikkate alındığında ulusal farklılık adına güzel bir örnek teşkil edebilir: oradaki şirketler çok daha uzun süredir borsada işlem görüyorlar ve hisseler genelde belli grubun elinde değil daha dağılmış bir durumdadır. Çoğunluk hissedarlarıyla karşılaşılması Avrupa’ya nazaran daha nadir bir durumdur. Sonuç itibariyle, bu farklılıkları minimize etmek yerine kurumsal yönetimin genel anlamda sunduğu kavramlar benimsenip yerel uyarlamalara başvurulması daha etkili bir çözüm olacaktır.

Kurumsal Yönetim uygulamalarını nasıl ölçeceğiz? Uygulamanın başarılı olup olmadığı hangi kriterlere bağlıdır?

Kurumsal Yönetim ‘Tamam ben artık kurumsal yönetime sahibim’ denilebilecek bir kavram değildir; keza, kurumsal yönetimin sürekli devam eden bir süreç olması bu zorluğu daha da arttırmaktadır. Ölçülmesi oldukça zor olan kavram konusunda neler yapabiliriz? Bunun dünya çapında da kullanılan çok başarılı iki örneği mevcuttur: doğru/başarılı rehberlik ve gözlemleme. Başarılı rehberlik adına OECD’nin hazırladığı kurumsal yönetim prensipleri dikkate alınmalı ve bunlara gösterilen uyuma dikkat edilmelidir. Yine biraz önce değindiğim gibi her ne kadar OECD prensipleri dikkate alınsa da iş uygulamaya geldiğinde farklılıklar olacaktır. Kurulan komitelerin adları değişebilir, resmi kurumların yaptırımları farklılıklar gösterebilir ancak nihayetinde kurumsal yönetimin işaret ettiği prensiplere doğru (adillik, şeffaflık, hesap verebilirlik, sorumluluk) bir yol alış söz konusudur. Her ülke OECD prensiplerini dikkate alırken kendi ülkeleri açısında değerlendirmelerde bulunarak belli farklılıklara gitmiştir. Türkiye’de Sermaye Piyasaları Kurumu’nun (SPK) hazırladığı kurumsal yönetim ilkelerini tam anlamıyla inceleme fırsatım olmadı ancak, inceleyebildiğim kadarıyla SPK da OECD ilkelerini baz almış ve bu şekilde kurumsal yönetim ilkelerini hazırlamıştır.

Sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasında iş etiğinin rolü nedir? Amerika’da iş etiği konusunda ne gibi gelişmeler yaşanmaktadır? Amerikalı şirketler bu konuda neler yapmaktadır?

Özellikle, yaşanan skandallar nedeniyle iş etiği konusu Amerikanın gündemini sürekli meşgul eden bir konu haline geldi. Sürdürülebilir kalkınma için olmazsa olmazlar arasında yine kurumsal yönetim konusu gelmektedir. Kurumsal yönetimin hesap verebilirlik, sorumluluk, şeffaflık ve adillik kavramları iş etiğinin de en önemli parçalarıdır diyebiliriz. İş etiği konusu uzmanlık alanlarımdan olmasa da konuyla ilgili eğitimlerin yanısıra kurumsal yönetime verilen önemin artmasını iş etiği konusunda yaşanan gelişmeler arasında sayabiliriz.


BÜYÜTEÇ

GENEL KURUL TOPLANTILARI

Halka açık şirketlerin bu dönem ajandalarındaki en önemli tarihlerden birini Genel Kurullar oluşturuyor. Bu ay, iki değerli TKYD üyemizin Genel Kurullarla ilgili makalesini sizlerle paylaşarak Genel Kurul toplantıları ile ilgili önerilerini Büyüteç altına almak istedik.

Ali Perşembe,
Saha Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme Hizmetleri AŞ

“GENEL KURULLARDA SORULACAK KURUMSAL YÖNETİM SORULARI”

Ülkemizde hissedarların büyük bir çoğunluğu (özellikle küçük hissedarlar) şirketlerin genel kurullarına katılmıyorlar.  Buna ek olarak, bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda fonun temsilcisi haricinde kurumsal yatırımcılar da genel kurullara rağbet etmiyorlar.  Şirketlerin belli bir miktarda hissesini satın almış olan birkaç yabancı fonun Türkiye’de ikâmet eden yasal temsilcilerinin haricinde (bunlar da genellikle birkaç fonu birden temsil ediyorlar) Türkiye’de faaliyet gösteren ve her gün bu şirketlerin hisse senetlerini alıp satan yatırım fonu yöneticilerini genel kurullarda görmek olanaksız. Ülkemizde doğru kurumsal yönetim uygulamalarının tabana yayılması için şirketleri bu yöne itecek unsurların sadece SPK, BDDK, İMKB gibi kurumlardan gelen yaptırımlar ve gönüllü girişimler halinde değil aynı zamanda hissedarlardan gelecek baskılar halinde de ağırlık kazanması gerek.  İyi kurumsal yönetimin en büyük lehdarlarından bir tanesinin kurumsal yatırımcı olduğunu kimse tartışmadığına göre, yatırım fonlarımızın artık kendilerini hisse senedi trader’ı olarak değil kurumsal yatırımcı olarak görmeleri gerekir.

İster kurumsal, ister bireysel olsun, hissedarların şirketlerimizin genel kurullarına katılıp en azından aşağıdaki sorularına yanıt arayarak şirketleri doğru kurumsal yönetim uygulamalarını hayata geçirmeye teşvik etmeli ve zorlamalılar.  Sadece 30 sorudan ibaret olan bu liste elbette kapsamlı değil ve sadece yönetim kurulları hakkında birkaç ana konuyu içeriyor.  Daha sonraki yazılarımda pay ve menfaat sahipleri ile ilişkiler, kamuyu aydınlatma ve şeffaflık, şirket stratejisi ve finansallar ve denetim komitesi, iç kontrol, risk yönetimi, vs. gibi yönetim kurulu kalemleri hakkında sorulabilecekleri de ele alacağım.  Ancak hissedar ve kurumsal yatırımcılar, SPK’nın internet sitesinde yayınlamış olduğu Kurumsal Yönetim İlkeleri dokümanını bir kılavuz olarak kullanabilirler.  İşte bazı sorular:

  1. Şirket kurumsal yönetim uyum raporunu yayınlamış mı? 
  2. Yayınlamadıysa ne zaman yayınlayacak?
  3. Uygulamıyorsan açıkla ilkesi kapsamında uygulanmayan kalemlerin gerekçeleri nedir?
  4. Şirket genel kurulu yapılan yıl içinde ne gibi kurumsal yönetim çalışmaları yaptı?  Önümüzdeki yıl ne gibi iyileştirmeler yapılacak?
  5. Şirketin kurumsal yönetim komitesi var mı?  Yoksa kurulacak mı?
  6. Varsa üyeleri bağımsız mı?
  7. Şirket bir kurumsal yönetim derecelendirmesi yaptırdı mı?  Yaptırdıysa, notu iyileştirmek için neler yapılması plânlanıyor?
  8. Yönetim kurulu kendi performansını nasıl değerlendiriyor?
  9. Yönetim kurulunda bir değişiklik yapılıyorsa, bunun nedenleri nedir ve yeni aday hakkında ayrıntılı bilgi.
  10. Yönetim kurulunda bağımsız üye var mı?
  11. Bu üyeler gerçekten bağımsızlar mı?  SPK Kurumsal Yönetim İlkeleri’nde belirtilen bağımsızlık koşullarına uyuluyor mu?
  12. Bağımsız üye yoksa, neden yok?
  13. İcra başkanı ve yönetim kurulu başkanı aynı kişi mi?
  14. Aynı kişiyse bu iki işlevin ayrılması için bir plân var mı?
  15. Yönetim kurulunda icracı kaç kişi var?
  16. İleride paydaşlarla yönetim arasında bir çıkar çatışması baş gösterdiğinde icracı üyeler kimin çıkarını koruyacaklar?
  17. İcracı olamayan üyeler kendi aralarında toplanıyorlar mı?
  18. Yönetim kurulu yıl içinde kaç kez toplandı?
  19. Bu sayı yeterli miydi?
  20. Toplantılara katılım düzeyi neydi?
  21. Komite toplantıları ne sıklıkta oldu ve katılım düzeyi neydi?
  22. Yönetim kurulu üyeleri yükümlülüklerini daha iyi yerine getirebilmeleri için yıl içinde eğitim aldılar mı?
  23. Bu yükümlülüklerin bilgi ve beceri gerekleri tanımlanmış mı?
  24. Bağımsız üyelerle yönetim kurulu üyeleri arasında geçen yıl herhangi bir ihtilâf oldu mu?  Olduysa nasıl çözüldü?
  25. Yönetim kurulu üyelerine geçen yıl ne ödendi?
  26. Bu miktar makul müydü ve diğer benzer şirketlerle karşılaştırıldığında ne seviyede?
  27. Şirkette hisse sahibi olan yönetim kurulu üyelerinden yıl içinde önemli miktarda hisse satan oldu mu?
  28. Olduysa neden?
  29. Şirket bu gibi durumlarda bu işlemlerin “içerden öğrenilen bilgi” kapsamına girmemesinden nasıl emin oluyor?
  30. İçerden öğrenenlerin listesi belirlenip yayınlanmış mı?

 

Belgin Aytekin
KRYS Kurumsal Risk Yönetim Servisleri AŞ

“GENEL KURUL TOPLANTILARINDA BİLGİLENDİRMENİN ÖNEMİ”

Halka açılma ile beraber şirketlerin Genel Kurul toplantılarına yönelik sorumlulukları da artar. Sınırlı sayıda hissedara sahip olan şirket, halka açılmayla beraber çok sayıda hissedara sahip olur. Hissedar sayısının artması, büyük küçük ayırt etmeksizin tüm hissedarlara eşit davranma zorunluluğunu ve şirketin hissedarlarına karşı sorumluluğunun artmasını da beraberinde getirir.

Şirketlerin hissedarlarına verdiği önem Genel Kurul toplantılarına verilen önem ile doğru orantılı olarak algılanmalıdır. Zira; bu toplantılar yerli ve yabancı hissedarların bir arada oy kullanarak şirket yönetimine etki edebildikleri, düşüncelerini şirket yönetimi nezdinde ifade edebildikleri, yılda bir kez gerçekleştirilen -olağanüstü olanlar hariç olmak üzere- ender toplantılardan biridir. Bu nedenle  söz konusu toplantıların yapılma biçimi, gerek şirketlerin gerekse hissedarların önem vermeleri gereken en önemli Kurumsal Yönetim İlkeleri arasında yer almaktadır.

Genel Kurul toplantılarının etkinliğini ortaya koyacak en önemli husus hissedarların yeterli ölçüde bilgilendirilmesinin sağlanmasıdır. Bu nedenle şirketin hissedarlarına karşı sorumluluklarının başında “etkin bilgilendirme” gelir. Bilgilendirmelerin hissedar ayrımı yapılmaksızın tüm hissedarlara eşit, eş zamanlı, anlaşılabilir, doğru ve eksiksiz yapılması etkin bilgilendirme için şarttır. Hissedarların en temel haklarından biri olan “oy hakkı”, ancak bilgi alma hakkının etkin olarak gerçekleştirilmesi ile  beraber doğru ve tam anlamıyla kullanılabilir olur. Şirketler tarafından hissedarlara yeterli ölçüde yapılmayan bilgilendirme, oy hakkının doğru olarak kullanımını da engeller.

Türkiye uygulamalarında Genel Kurul toplantıları, Türk Ticaret Kanununun bir gereği olarak yapılan ve en kısa süre içerisinde sonuçlandırılması tercih edilen toplantılar kapsamında yer almaktadır. Genelde şirketlerin genel kurul toplantılarına bakış açısı bir görevin ifa edilmesinden ibarettir. Bu görev yerine getirilirken de toplantının kapsamı, yasalara uygun ancak en dar şekliyle ele alınmaktadır. Bu nedenle hissedarların bilgilendirmesi çerçevesinde, yasalarla tanımlı olmayan bilgilerin verilmesi şirketler tarafından gereksiz görülmekte ve zaman zaman bu bilgilerin talebi tepki yaratmaktadır. Kurumsal Yönetim ilkelerinde isteğe bağlı olarak yer alan ve genel kurul öncesi ve genel kurul esnasında yapılması gereken bilgilendirmeler bu nedenle gereksiz görülmekte ve pek çok şirkette uygulanmamaktadır.

Kurumsal Yönetim İlkeleri kapsamında Genel Kurula yönelik bilgilendirmelerde yaşanan başlıca problemler;

  • toplantı öncesi yapılması gereken bilgilendirmenin yetersizliği (faaliyet raporu, esas sözleşme değişiklikleri, mali tablolar, kar dağıtım önerisi, vb gibi dokümanların eksik ya da geç ulaştırılması),
  • gündem maddelerinin açık ve net olmaması, 
  • toplantılara Şirket yönetiminden katılımların az olması, katılmayanların katılmama gerekçelerinin açıklanmaması,
  • Yönetim Kurulu üye adaylarının toplantıda bulunmaması, dolayısıyla kendilerine soru yöneltilememesi,
  • Genel kurul gündem maddelerinin açıklandığı bir “bilgilendirme dokümanı”nın olmayışı,
  • Yönetim Kurulu üye adaylarının özgeçmişlerinin hissedarlara verilmemesi,
  • toplantılarda sorulan soruların isteksizce yanıtlanması, bilgilerin en özet şekliyle verilmesi

olarak özetlenebilir.

Bunların yanı sıra, pek çok şirketin faaliyet raporlarının Genel Kurula yetişmediği, hatta bazı faaliyet raporlarının ancak yıl sonunda çıkartılabildiği bilinmektedir. Yönetim Kurulu üye seçiminde ise adaylar hakkında önceden bilgi verilmediği için, kim olduğu bilinmeyen adaylara olumlu oy verilmesi ve Yönetim Kurulu üyelerinin şirketle rekabet edebilmesi ve işlem yapabilmesine ilişkin iznin (Türk Ticaret  Kanunu 334 ve 335.Maddeler) içeriğinin bilinmeksizin hissedarlar tarafından olumlu olarak oylanması çok sık rastlanan bir Genel Kurul uygulamasıdır.

Diğer yandan, yatırımcıların da “bilgi alma hakkı”na yeterince sahip çıkamadıkları görülmektedir. Genel Kurul toplantıları en önemli bilgi alma ve bilgiyi paylaşma ortamıdır. Ancak büyük ortaklar dışında toplantılara katılım son derece düşüktür. Son yıllarda yabancı yatırımcıların da temsilcileri vasıtasıyla katılmalarına rağmen Genel Kurul toplantıları aynı tekdüzelik içerisinde gerçekleşmektedir. Genelde yabancı yatırımcı temsilcilerinin yapmış oldukları itirazlar, çekimser oylar veya ret oyların nedenleri toplantı esnasında açıklanmamakta, bu nedenle de bu oylar yeterli derecede ses getirmemektedir.

Genel Kurul toplantılarının etkinliği, Kurumsal Yönetim İlkeleri kapsamında en önemli ve en vazgeçilmez hususlar arasında yer almaktadır. Türkiye’de Kurumsal Yönetim İlkelerine uyum konusunda en büyük aksaklıklardan biri olarak kabul edebileceğimiz Genel Kurul uygulamalarının şirketler ve yatırımcılar tarafından önemi tam olarak anlaşılamamıştır. Bu konuya yeterli önemin verilebilmesi için öncelikli olarak yatırımcı bilincinin geliştirilmesi gerekmektedir. Yatırımcı bilincinin geliştirilmesinde en büyük görev ise başta yayın kuruluşları olmak üzere, düzenleyici kuruluşlara ve bu konuda görev yapan sivil toplum kuruluşlarına düşmektedir. Yabancı yatırımcıların ise, kendi ülkelerindeki Kurumsal Yönetim uygulamalarının Türkiye’de de uygulanmasını talep etmeleri, Genel Kurullarının etkinliğini artıracak bir başka önemli faktördür. Genel Kurul toplantılarında verilen çekimser veya ret oylarının nedenlerinin Genel Kurul toplantısı esnasında açıklanması ve diğer hissedarların da bu itirazlara yönelik bilgilendirilmesinin sağlanması gerekmektedir.

Şirketlerin hissedarlarına karşı şeffaf yüzü olarak kabul edilmesi gereken Genel Kurul toplantıları, şirket imajını yatırımcılar karşısında olumlu ya da olumsuz yönde değiştirebilecek güce sahiptir. Bu nedenle Genel Kurul toplantılarının ayrıca şirket imajına ve hisse değerine sağlanacak bir katkı olarak da ele alınması gerekir. Kurumsal Yönetim İlkeleri doğrultusunda hareket eden şirketlerin gerek yerel gerekse yabancı yatırımcılar nezdinde imajının olumlu olacağı ve bu şirketlerin hisselerinin yatırımcılar tarafından daha fazla tercih edileceği de göz önünde bulundurulması gereken bir gerçektir.


AYIN MAKALESİ
"Risk ve kontrollerin mevcut durumdan stratejik ortaklığa doğru evrimi"
Ebru Yardımcı
KPMG Türkiye İç Denetim ve Finansal Risk Yönetimi Bölümü Başkanı, Ortak

KPMG tarafından risk ve kontrollerin gelişimi hakkında The Economic Intelligence Unit’e yaptırtılan “Risk ve kontrollerin mevcut durumdan stratejik ortaklığa doğru evrimi” isimli araştırmaya, yarısı yılda bir milyar dolardan fazla ciro yapan şirketlerde çalışan toplam 435 üst düzey yönetici katıldı. Bu üst düzey yöneticiler; Yönetim kurulu üyeleri, CEO’lar, CFO’lar, iç denetim başkanları, denetim komitesi başkanları, risk ve uyum müdürlerinden oluşmakta olup pek çok farklı sektörden seçilmişlerdir.

Yasal Düzenlemelerdeki önemli değişiklikler, jeopolitik kararsızlıklar, giderek karmaşık bir yapı alan global işletme yönetimi sonucunda, risk yönetimi ve iç kontroller, son birkaç yıldır giderek önem kazanmaktadır. Kapsamlı bir risk ve kontrol yönetimini, potansiyel finansal zararlarını azaltma ve yasal düzenlemelere uyum sağlamanın ötesinde daha geniş bir bakış açısıyla görebilen organizasyonlar başarıyı yakalamaktadır. Bu çerçevede Global Şirketler, danışmanlarından risk ve kontroller konusunda, entegre, geleceğe yönelik ve stratejik odaklı, ve işletmeler için ölçülebilir, pozitif katkılarda bulunarak değer yaratan yaklaşımlar sunmalarını beklemektedir.

Araştırmadaki temel bulgular aşağıdaki gibidir:

  • Günümüzde risk ve kontrollerin gelişimini iç ve dış faktörler etkilemektedir. Koordinasyon başarının anahtarıdır.
  • Uzmanlaşmış kişilere duyulan ihtiyaç arttıkça, şirketlerin iç denetim faaliyetlerine dışardan destek sağlamaları daha da yaygınlaşmaktadır.
  • Risk konusundaki farkındalığın sınırlı olması risk ve kontrollerin gelişiminde önemli bir engel teşkil etmektedir.
  • Risk ve kontrollerde yapılan yenilikler daha fazla etkililik ve verimliliğe yöneltir.
  • Risk ve kontrol yönetimi artık “Mevcut Durumu koruma” ile sınırlandırılmıyor.

Değişen risk ortamı:

Organizasyonların karşı karşıya kaldığı risklerin karmaşıklığının artması ve iş dünyasında riskin öneminin daha fazla fark edilmeye başlanması, risk ve kontrol profilinin hiç olmadığı kadar yükseldiğini göstermektedir. Şirketler risk ve kontrol fonksiyonlarına yaptıkları yatırımları arttırmakta ve geleneksel yapıdan çok daha çeşitli ve geniş roller üstlenmesini beklemektedir. Katılımcıların %29’u gelecek 3 yıl içerisinde yatırım ve kaynak seviyelerinde önemli oranda artış beklemekte.

Risk ve kontrollerin gelişimini etkileyen en önemli iç faktörler:

  • Üst yönetimin ve yönetim kurulunun risk ve kontroller üzerine odaklanmalarındaki artış %52.5
  • Maliyet azaltma ve verimlilik konularına odaklanma %35.8
  • Pazardaki genişleme (Örneğin yeni ürün geliştirilmesi) %31.0
  • Coğrafi genişleme %30.3

Yeni operasyon risklerinin ortaya çıkması, daha güçlü bir risk kültürünün organizasyona aşılanması, rekabet üstünlüğünü koruma amacı diğer iç faktörler olarak sayılıyor. Risk ve kontrollerin gelişimini etkileyen en önemli dış faktörler:

  • Yasal baskılar %54.1
  • Yeni işletme risklerinin ortaya çıkması (küreselleşme trendi; dış kaynak kullanımındaki artış; teknolojik gelişmeler) %35.1
  • Hissedar ve yatırımcıların risk ve kontrol üzerine odaklanmalarındaki artış %32.1
  • Hissedarların daha fazla sorumluluk talebi %.27.1

Makroekonomik ve politik belirsizliklerdeki artış, mali piyasalardaki dalgalanma, off-shore kullanımının artması, diğer şirketlerde yaşanan yönetim skandalları diğer dış faktörler olarak sayılıyor.

Yapıyı Doğru Kavrama

Koordinasyon başarının anahtarıdır. Güçlü savunma mekanizmalarına sahip olmak önemlidir, ama aynı derecede önemli olan, bu mekanizmaları koordineli biçimde yürütebilmektir. Günümüzde birçok şirket çok sayıda güvence kaynağına sahip olmakla birlikte, bu durum mükerrer işler yaparak gereksiz maliyete sebep olma tehlikesini doğurmaktadır. Katılımcıların %59’u şu an risk yönetimi ve iç denetim arasındaki koordinasyonun üç yıl öncesine göre çok daha iyi olduğunu belirtmekte, ayrıca riskleri ve kontrollere ilişkin iç raporlama düzeylerinin başarılı olduğunu düşünmektedir. Uzmanlaşmış kişilere duyulan ihtiyaç arttıkça, şirketlerin iç denetim faaliyetlerine dışarından destek sağlamaları daha da yaygınlaşmaktadır.

Şirketler, risk ve kontrolleri desteklemek için gerekli teknolojiyi kullanabilen ve çeşitli güvence kaynaklarını koordine etme konusunda deneyimli, risk ve denetim uzmanlarını işe alma çabası içerisindedir. Bunun yanında bazı şirketler yeterli bilgi ve deneyime sahip uzmanları şirket içinden sağlayamamaları halinde iç denetim fonksiyonunun tamamını veya bir kısmını dış kaynaklardan sağlamaktadır. Araştırma sonucunda katılımcıların %39’u iç denetimin en az bir bölümünü dış kaynaklardan sağladığını belirtmiştir.

Dış Kaynak Kullanımının Yararları ve Sakıncaları

Avantajlar:

  • Kurum personelinde bulunmayan becerilere erişilmesi
  • Ana faaliyet konularına odaklanmanın sağlanması
  • Maliyetlerde tasarruf
  • Performans artışları

Dezavantajlar:

  • Fonksiyon üzerindeki kontrolün kaybedilmesi
  • Gizlilik konusundaki endişeler
  • Şirket içinde yaratılan kabiliyetlerin kaybı
  • Verilerin güvenliği konusunda endişeler

Engeller ve Fırsatlar

Son günlerde gittikçe artan bir kanı; şirketin stratejik gelişimine daha etkin bir şekilde katkıda bulunmak için risk ve kontrollerin yönetiminin şirket kültürüne derin bir şekilde yerleşmiş olması gerektiğidir. Ancak araştırmalar göstermektedir ki, bu amaca ulaşılmasında önce aşılması gereken bazı durumlar hala varlığını sürdürmektedir. Katılımcılara göre, risk ve kontrollerin etkin yönetimine en büyük engel risk farkındalığı seviyesinin düşük olmasıdır. Bunun yanı sıra, diğer en büyük engel ise iş dünyasında riskle ilgili konuların anlaşılmasındaki yetersizliktir.

Risk konusundaki farkındalığın sınırlı olması önemli bir engel teşkil etmektedir

Bu zorlukları aşabilmek için, katılımcılara göre atılması gereken en uygun adım risk yönetim profilinin geliştirilmesidir bu durum ancak sürekli iletişimle gerçekleştirilebilir. Katılımcılara göre; “Risk limitlerindeki değişimleri açıklayan duyurular göndermek yeterli değildir. Personeli eğitmemiz, farkındalık yaratmamız ve onlara farklı riskler tarafından nasıl etkilendiklerini göstermemiz gerekir.”

Riske karşı aşırı duyarlı olmanın getirdiği tehlikeler

Risk bilincinin artması yönündeki ihtiyaç genel olarak fark edilmiş olmakla birlikte, şirketler gereğinden fazla dikkatli ve ihtiyatlı olmaktan da kaçınmalıdırlar. Katılımcılara göre “ Çalışanları riskten fazla korkutursanız artık karar vermekten çekinirler, mantıklı olanlardan bile. Risk yönetimine fazla odaklanmak artan oranlarda gözetim ve takip gerektirmektedir ve bu her zaman verimli olmayabilir.”

Başka bir tehdit de, merkezi risk yönetimi olan şirketlerin bütün bölümlerine, farklı risk profillerine sahip olmalarına rağmen, standart uygulamalar getirmesidir. Şirketler için asıl zorluk, şirket geneline uygulanacak standart uygulamalar ile iş birimi bazında özel uygulamaları dengeleyebilmektir.

Risk ve kontrollerde inovasyon

Yenilikler daha fazla etkililik ve verimliliğe yöneltir

Risk ve kontrollere karşı talebin artması, birçok şirketin bu konuya ayırdığı kaynağın ve harcamalarının arttırması anlamına gelmektedir. Bu durum karşılaştıkları risklerin karmaşıklığı ve önemi göz önüne alındığında makul kalmakla birlikte, daha ileri görüşlü şirketler maliyetlerini dizginlemek ve yatırımlarının karşılığını almak için risk ve kontrol yönetimlerinin verimliliğini arttırmaya yönelik yenilikçi yollar aramaya başlamıştır.

Sürekli izleme ve denetim:

Şirket bilgisini gerçek zamanlı yada gerçek zamana yakın gözden geçirme ve raporlama kabiliyetidir. Bu metod, saha çalışmasının sonucu ile denetim raporu arasındaki geleneksel boşluğu, doğru uygulamalarla kapatarak yönetimin doğru karar verme yeteneğini güçlendirir.

Kontrol Transformasyonu:

Günümüzde kontrollerin etkin kullanımının yanı sıra doğru seviyedeki kontrollerin uygun maliyet ve yetkinlik düzeyinde uygulanıp uygulanmadığı da önem kazanmıştır. Bu durum kontrol sayılarını rasyonel seviyeye indirerek aynı işlemin tekrarlanmamasını ve gereksiz efor harcanmasını önlemeyi, süreç gelişimiyle bağlantılı olarak kontrolü kolaylaştırmayı, manüel yerine otomatik kontrol yönetimine yönelmeyi, önleyici ve tespit edici kontroller arasında doğru dengeyi sağlamayı kapsamaktadır.

Şirket Risk Yönetimi:

Organizasyon bazlı bir yapısı olan şirket risk yönetimi, risk ve işletme stratejisini düzenleyip işletme bazındaki risklerin tanımlanması ve idaresini sağlamaktadır. Ayrıca, risk yönetiminin şirket performansını geliştirir.

Yönetici Panoları:

Bir işletme bilgi teknolojisi olan yönetici panoları, yöneticilere güncel bilgi gönderimi ve ana göstergelere dayalı uyarı bildirimleri yapmaktadır. Bu duyuru panoları bazen günde 3-4 kez güncellenmektedir, yeni oluşan fırsatları ve riskleri anında görüp ilgili yöneticilere iletmektedir.

Gelecek için vizyon oluşturma

Risk ve kontrol daha etkin olması için gereken değişiklikler

Stratejik odaklılığın artması
İş birimlerinin birbirleriyle entegrasyonu
İleriye dönük yaklaşım

“Sloganımız; iletişim, koordinasyon ve iş birliği…”

Araştırma sonuçları, Risk ve kontrollerin artık sadece Mevcut Durumu korumak, yasal düzenlemelere uymak ve kayıpları azaltmakla sınırlı kalmadığını, organizasyonların yeni bir trende doğru ilerleme eğiliminde olduklarını göstermektedir. Yine aynı şekilde, risk ve kontrol yöneticileri geleneksel faaliyetlerden çok stratejik ve değer yaratan rollere önem vermekte ve bu yeniliğin gelecekte de devam etmesini beklemektedirler.

KPMG Hakkında

KPMG, global profesyonel hizmet şirketleri ağıdır. Üye şirketlerimiz sektör odaklı ve yetenekli profesyoneller vasıtası ile müşterilerine değer katacak denetim, vergi ve danışmanlık hizmetleri sağlamaktadırlar. KPMG’nin Dünya çapında 150 ülkede, 750 şehirde 123,000’den fazla çalışanı mevcuttur.

KPMG Türkiye 1982 yılında kurulmuş olup ülkemizdeki ikinci en eski uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık şirketidir. İstanbul, Ankara ve 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren hizmete açılan İzmir ofislerinde yaklaşık 550 çalışanı ile 700’ün üzerinde müşterisine hizmet vermektedir.



Global Reporting Initiative – GRI

Vizyonunu ekonomik, çevresel ve sosyal performans konularının raporlanmasında aynen finansal raporlamada olduğu gibi rutin ve karşılaştırılabilir hale getirmek olarak özetleyebileceğimiz “Global Reporting Initiative” (GRI); dünya çapında faaliyet gösteren, kar amacı gütmeyen ve çoklu paydaşa sahip bir kuruluştur. GRI sürdürülebilir kalkınmayı operasyonlarının merkezine koyması ve “Sustainability Reporting Framework” ile “Sustainability Reporting Guidelines” adlı yayınları ile sürdürülebilir kalkınmaya verdiği önemi gözler önüne sermiştir. Bu yayınlar, sürdürülebilir kalkınma yolundaki iç ve dış paydaşlar için örgütsel performans adına hesap verilmesini, resmi açıklama yapılmasını ve sorumluluğu hedeflemektedirler. 1997 yılında Boston, ABD merkezli ve kar amacı gütmeyen CERES’in (Sürdürülebilir Zenginlik için Yatırımcılar ve Çevreciler) proje departmanı olarak kurulan GRI büyük bir hızla büyümektedir. 60 farklı ülkeden yaklaşık 1000 organizasyonun “GRI Reporting Framework”lerini açıklamaları, GRI’ın ‘şeffaflık’, ‘hesap verebilirlik’, ‘raporlama’ ve ‘sürdürülebilir kalkınma’ konularını bir noktada birleştirmeye ve hızlandırmaya verdiği önemi hızlandırmaya verdiği önemi haklı çıkarmaktadır.


GRI “Okuyucuların Seçimi Ödülleri” (GRI Readers’ Choice Awards)

Hâkim yok, jüri yok… Hangi sürdürülebilirlik raporunun ödüle layık olduğuna siz karar veriyorsunuz. Yaklaşık beş aydır GRI’ın örgütsel paydaşı olarak duyurduğumuz not verme süresi 31 Ocak 2008 tarihinde doldu. http://awards.globalreporting.org/ adresinden faydalanarak beş kriter üzerinden en az iki adet rapora not vererek sürece dahil olabildiğiniz bu uygulamanın sonuçları yakın bir tarihte açıklanacak.

Şayet katılımcı olarak bu süreçte yer aldıysanız 7–9 Mayıs 2008 tarihlerinde Amsterdam’da düzenlenecek olan “Sürdürülebilirlik ve Şeffaflık Üzerine Uluslararası Konferans”a tüm masraflarının karşılanacağı bir seyahat yapma şansınız halen devam ediyor. Toplam 8 şanslı kişinin faydalanabileceği bu seyahati kazananlar da yine çok yakın bir zaman açıklanacak. Daha detaylı bilgi için awards@globalreporting.org e-posta adresinden faydalanabilirsiniz.

2008 yılı ve GRI: Türkiye, Bangkok ve Brezilya

GRI Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Mervyn E. King İstanbul’da Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği’nin 15 Ocak 2008 tarihinde Pera Müzesinde düzenlediği etkinliğe katılarak “kurumsal yönetim”, “strateji” ve “sürdürülebilirlik” arasında ilişkiyi değerlendirdi.

GRI adına “örgütsel paydaş konseyi” üyesi Anne Copeland Chui Bangkok’ta tedarik zinciri projesi toplantısına katıldı.

GRI direktörü Nelmara Arbex Portekizde Portekizce hazırlanan G3 prensiplerinin ve yine Portekizcesi hazırlanan “The GRI sustainability reporting cycle: A handbook for small and not so small organizations.” adlı raporun tanıtımına katıldı.

Üç organizasyonla ilgili detaylı bilgiyi buradan edinebileceğiniz gibi İstanbul’da Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği tarafından 15 Ocak 2008 tarihinde Pera Müzesinde düzenlenen “Kurumsal Yönetimin Stratejiye ve Sürdürülebilir Büyümeye Katkısı” adlı konferans ilgili tüm bilgilere internet sitemiz www.tkyd.org adresinden ulaşabilirsiniz.

Sürdürülebilirlik Raporlaması 2008 yılında önemli bir rol oynayacak

GRI hakkında The Economist adlı derginin yaptığı yıllık değerlendirmede olumlu yorumlara yer verildi. Bahsi geçen yıllık değerlendirmede yakın gelecekte şirketler üzerinde özellikle çevreye olan etkilerini açıklamaları ve sürdürülebilirlik raporlamalarını yaptırmaları konusunda büyük baskı olacağına değinildi. Ayrıca, bu konuda hükümetlerin başı çekeceği ve şirketleri sürdürülebilirlik raporlarını açıklamaları konusunda sıkıştıracakları eklendi. Makalede GRI’ın sürdürülebilirlik ve kurumsal sosyal sorumluluk alanlarında raporlamaya uluslararası standartlar getirdiğinin altı özellikle çizildi. Makalenin tamamına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.


GRI’ın Sürdürülebilirlik Raporu yayınlandı

Sürdürülebilirlik performansına bağlı olarak Temmuz 2004 – Haziran 2007 tarihlerini kapsayan GRI’ın en güncel sürdürülebilirlik raporu yayınlandı. Raporda GRI’ın yaklaşımı, başarıları ve özellikle KOBİ’lerin sürdürülebilirlikle ilgili karşılaştığı sorunlara ne gibi çözümler üretildiği konularına değinildi. Web tabanlı versiyonunun çok yakın bir zamanda yayınlanacağı rapora buradaki adresten 2004-07 Sustainability Report adlı PDF dosyasını seçerek ulaşabilirsiniz.


ÇİZGİNİN SÖZÜ
Ali Kamil Uzun


Ocak ayında 2 değerli yönetici daha TKYD üyesi oldu.

 

 

 

Adı Soyadı

Kuruluş

Görevi

Serdar Kırmaz

Doğan Şirketler Grubu Holding A.Ş.

Mali İşler ve Finansman Grup Başkanı

M. Gürcan Karakaş

Robert Bosch GmbH

Kıdemli Başkan Yardımcısı

TÜRKİYE KURUMSAL YÖNETİM DERNEĞİ AYLIK HABER BÜLTENİ