Kurumsal Yönetim uygulamaları ile ilgili gelişmeler uluslararası düzeyde ve artan bir ivmeyle hayata geçiyor. Bu gelişmelere paralel olarak birçok kavramın da daha çok tartışıldığını izliyoruz. Bir bütün olarak ele alındığında kuruluşların iç işleyişlerini belli bir standarda taşımayı amaçlayan çalışmaların arasında GRI (Global Reporting Initiative), Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Sürdürülebilirlik raporlamaları öne çıkıyor. TKYD kurumsal yönetim konusunda taşıdığı misyon gereği ilintili kavramlar konusunda da çaba göstererek uluslararası standartlarda raporlama yapan şirket örneklerinin artması yönünde 2008 yılı takvimini şekillendirdi.

6-7 Mart tarihlerinde düzenleyeceğimiz “Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Sürdürülebilir Kalkınma Raporlaması G3 Raporlama Standartları Semineri” bu projelerden ilki. İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği, Uluslararası Yatırımcılar Derneği ve PricewaterhouseCoopers işbirliğinde GRI uzmanlarının katılımlarıyla düzenlenecek seminer, iki gün sürecek. İMKB Başkanı Hüseyin ERKAN’ın açılış konuşmasını yapacağı toplantıda, GRI Uzmanları Teodorina Lessidrenska ve Joris Wiemer ilk gün genel bilgilendirmede bulunacak, ikinci gün düzenlenecek bölümde raporlama teknikleri ile ilgili teknik bilgileri aktaracaklar.

TKYD ve Deloitte işbirliğinde hazırlanan "Kurumsal Yönetim İlkeleri Işığında Anonim Ortaklıklarda Yöneticilerin Sorumluluğu" isimli çalışma yayınlandı. Serinin altıncı kitabının Mart ayında üyelerimize gönderilmesi planlanıyor. Yayın serisinde ele alınmasını istediğiniz konuları tarafımıza aktarmanız durumunda değerlendirerek yayımlamaktan mutluluk duyarız.

Kurumsal yönetim konusunda ülkemizde önemli bir başvuru kaynağı haline gelen internet sitemizdeki yenilikler devam ediyor. Artık tüm programlarımız ve konferanslarımızın ses kaydına webcast bölümümüzden ulaşabilir, “Kurumsal Yönetim Dergisi”ni bilgisayarınızdan okuyabilirsiniz. Kısa bir dönem içerisinde sadece üyelerimizin görebileceği özel bölümler ile www.tkyd.org sitesinin içeriğinin artırılması planlanmakta.

AYIN KONUĞU Bölümü’nde konferans katılımcılarımızdan Stephen Ryan, Enron skandalını konferansın ardından bizimle paylaşıyor. BÜYÜTEÇ Bölümünde dünyanın en fazla aile şirketinin bulunduğu İtalya hakkındaki bir inceleme yazısını okuyabilirsiniz. AYIN MAKALESİ bölümünde ise, CFS Danışmanlık Genel Müdürü Sinan Arslaner, “Yatırımcı İlişkilerinde Temel Hedefler ve Bu Hedeflerin Ölçümü” konulu makalesini bizimle paylaşıyor. ÇİZGİNİN SÖZÜ bölümü için yine değerli üyemiz Ali Kamil Uzun’a teşekkür ediyoruz.

Gelecek ay yine kurumsal yönetimin en iyi uygulamalarında buluşmak dileğiyle…


GRI, KSS ve Sürdürülebilir Kalkınma Raporlaması Semineri

Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği, İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği, Uluslararası Yatırımcılar Derneği ve PricewaterhouseCoopers işbirliğinde düzenlenen seminer 6-7 Mart tarihlerinde İMKB Konferans Salonu’nda yapılacak. Raporlama konusunda genel bilgilendirmenin yapılacağı 6 Mart tarihli toplantı, ücretli katılım ile düzenlenecek teknik detayların paylaşılacağı seminer ile devam edecek. İMKB Başkanı Hüseyin ERKAN’ın açılış konuşmasını yapacağı toplantıda, TKYD Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Bayazıt ve İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Yıldız birer konuşma yaparken, PwC Sustainability Services Partner Thierry Raes raporlama konusunda görüşlerini aktaracak. GRI Uzmanları Tedororina Lessidrenska ve Joris Wiemer GRI teknikleri hakkında detaylı bilgi aktaracaklar. Çalışma ile ilgili www.tkyd.org adresinden detaylı bilgi alabilir, 0212-347 62 73 nolu telefonumuzdan iletişime geçebilirsiniz.


Kurumsal yönetim serisi, “Anonim Ortaklıklarda Yöneticilerin Sorumluğu”

TKYD ve Deloitte işbirliğinde hazırlanan "Kurumsal Yönetim İlkeleri Işığında Anonim Ortaklıklarda Yöneticilerin Sorumluluğu" isimli çalışma yayınlandı. Tüm üyelerimize gönderilen çalışmada; özellikle kurumsal yönetim ilkeleri ile yöneticilerin sorumluluğu arasındaki etkileşim ele alınıyor. Serinin beşinci kitabında, kurumsal yönetim ilkesinin sorumluluk rejimine yönelik katkıları dikkate alınarak, öncelikle yönetici kavramı irdeleniyor. İkinci aşamada, kurumsal yönetim ilkeleri gelişmeden önce sorumluluk rejiminin ne şekilde ortaya çıktığı, diğer bir anlatımla, halihazırdaki sistemde yöneticilerin nasıl bir sorumluluğa tabi kılındığı incelenirken, son bölümde SPK Kurumsal Yönetim İlkeleri'nin ve TTK Tasarısı'nın yöneticilerin sorumluluğu konusunda getirdiği yenilikler okuyucuya aktarılmakta.


AON’dan TKYD üyelerine özel bir çalışma

Aon Risk Services Türkiye, Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği üyeleri için Yönetici Sorumluluk Sigortası (D&O Liability Insurance) hakkında bir çalışma hazırladı. Aon Risk Services Türkiye Özel Riskler Genel Müdür Yardımcısı Selda Oknas ve Aon Limited İngiltere Özel Riskler Direktörü Enrico Nanni’nin katıldığı çalışmada konuyla ilgili birçok önemli bilgiye yer veriliyor. Bu görüntülü röportaja aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz.

http://www.tkyd.org/files/downloads/multimedia/aon/aon.html


TÜRKİYE GÜNDEMİNDEN

İMKB endeksleri artık lisanslanacak

İMKB Endekslerini finansal ürünlerinde kullanan kuruluşlar 1 Şubat 2008 tarihinden itibaren "İMKB Endeksleri Lisans Sözleşmesi"ni imzalayacaklar. İMKB tarafından yapılan açıklamada halen finansal ürünlerinde İMKB Endekslerini kullanmakta olan kuruluşların söz konusu Lisans Sözleşmesini 29 Şubat tarihine kadar imzalamaları istendi. Bu uygulama ile dünyadaki birçok endeks uygulamasında olduğu gibi, İMKB Endekslerini finansal ürünlerinde kullanan kuruluşlar lisans bedeli ödeyecek.


Liderlik Zirvesi 10 Nisan 2008 tarihinde düzenlenecek

Bu sene beşincisi düzenlenecek Liderlik Zirvesi, 10 Nisan 2008 tarihinde İstabul Sheraton Maslak Otel’inde düzenlenecek. Konferansa; Aydın Doğan, Bülent Eczacıbaşı, Mustafa Koç, Rauf R. Denktaş, Can Kıraç, Vuslat Doğan, Ömer Sabancı, Aclan Acar ve Cem Topçuoğlu gibi iş ve siyaset dünyasından önemli isimler katılıyor. Ayrıntılı programa http://www.eduplus.com.tr adresinden ulaşabilirisiniz. Bu programdan TKYD üyeleri indirimli olarak yararlanabilir. Bilgi için (0216) 465 53 53 nolu telefonu arayabilirsiniz.


“Türk Sermaye Piyasası ve Yatırım Hizmetlerinin Geleceği Konferansı”

15 Şubat tarihinde TSPAKB ve SPK işbirliğinde düzenlenen “Türk sermaye piysası ve yatırım hizmetlerinin geleceği” konferansı yoğun bir ilgiyle karşılandı. Toplantıda Türk sermaye piyasalarının geleceği tartışılırken, IMKB Başkanı Hüseyin Erkan FEAS tarafından sürdürülen bölgesel endeks çalışmalarına değindi. Erkan İMKB’nin KOBİ’lerin kurumsallaşmalarını sağlamak ve fon temin etmeleri amacıyla yürüttüğü çalışmalara değindi.

İstanbul Sanayi Odası’nın açıkladığı en büyük 1000 şirketin sadece 160’ının borsada işlem gördüğü Türkiye’de, halka açılmanın özendirilmesi için yapılması gerekenler masaya yatırıldı.


Hazine Müsteşarlığı tarafından 2007 yılı doğrudan yatırım verileri açıklandı

Araştırmaya göre 2007 yılında Türkiye’ye net doğrudan uluslararası sermaye girişi 2006’ya oranla % 9,8 artarak 21.973 milyon USD olarak gerçekleşti. 2007 yılında 19.190 milyon USD olan uluslararası doğrudan yatırım girişinin 11.409 milyon dolarlık bölümü mali aracı kuruluşlardan kaynaklandı. 2007’deki nakit sermaye girişinin %66,2’si ise AB ülkeleri kaynaklı.

Hazine’nin verilerine göre, 2007 yılında kurulan 3.051 adet uluslararası sermayeli şirket ve şube ile Türkiye’de kurulu uluslararası sermayeli şirket ve şube sayısı 14.943’e ulaştı. 2007 yılı sonu itibariyle uluslararası sermaye iştiraki gerçekleşmiş yerli sermayeli şirket sayısı da 2007 yılında 651 adet artarak, 3,365’e ulaştı.


Türk Telekom çevre duyarlılığı için e-fatura uygulamasına geçiyor

Türk Telekom çevreye olan duyarlılığı arttırmak için e-fatura uygulamasına geçiyor. Proje sayesinde faturalar için yıllık 4200 tona denk gelen kâğıttan tasarruf edilmiş olacak. Konuyla ilgili Türk Telekom bir ağaç dikimi kampanyası da düzenleyecek. Türk Telekom’un üzerinde çalıştığı e-fatura projesi Maliye Bakanlığı tarafından onaylanmasıyla uygulama geçtiğimiz günlerde hayata geçti. Türk Telekom İcra ve Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Paul Doany, “Hem müşterilerin faturalarına kolayca ulaşabilmeleri, ödeme yapabilmeleri gibi hizmetleri sağlayacak, hem de şirketin arşivleme sistemini daha çağdaş hale getirecek e-fatura projesinden elde edeceğimiz tasarrufla çevrenin korunması ve iyileştirilmesine de katkıda bulunmuş olacağız. Dikimini yapacağımız 100 bin ağaç bu projeye inancımızın ve Türkiye’ye katkımızın bir sembolü olacak” dedi.


Yılın Girişimcisi yarışması sonuçlandı

Ernst & Young Türkiye ve Milliyet Gazetesi'nin işbirliği ile beşincisi düzenlenen “World Entrepreneur Of The Year - Dünya Yılın Girişimcisi” yarışmasının Türkiye birincisi ODE Yalıtım A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan oldu.

Ernst &Young’ın dünya çapında 20 yıldır gerçekleştirdiği “World Entrepreneur Of The Year – Dünya Yılın Girişimcisi” yarışmasının Türkiye ayağı ilk kez 2004 yılında Ernst & Young Türkiye ve Milliyet gazetesinin iş birliğiyle düzenlendi. Bu sene “Yılın Girişimcisi” yarışmasının beşincisi Ernst & Young ve Milliyet tarafından, Fortis sponsorluğunda, CNN Türk ve Schwab Vakfı işbirliğiyle gerçekleştirildi.

"Ernst & Young Entrepreneur Of The Year – Ernst & Young Yılın Girişimcisi Ödülü", yaratıcılığı ile iş dünyasında büyük gelişme ve başarılara imza atan girişimcileri ödüllendirmek ve dünya çapında girişimcilik ruhunu teşvik etmek amacıyla ortaya çıktı. 1986 yılında A.B.D'de temeli atılan yarışma, kapsamlı bir iş dünyası ödül programı olma özelliğine sahip. Geçmiş yarışmalara baktığımızda; dünya çapında 6 kıta, 50’den fazla ülke ve 125 şehirden katılımların gerçekleştiği görülüyor. Henüz yeni bir girişim aşamasındayken Ernst & Young Yılın Girişimcisi Ödülünü, Dell Computer, Amazon.com, Starbucks, Sun Microsystems, Time Warner Telecom, America Online gibi şirketler de kazandı.

Dünya Yılın Girişimcisi Yarışması Birincileri;

2001: İtalya / Paolo Della Porta, Saes Getters S.p.A’nın Başkanı
2002: Almanya / Stefan Vismeier, Brain LAB AG’nin Başkanı
2003: Hindistan / Narayana Murthy, Infosys Technologies’in Başkanı
2004: Filipinler / Tony Tan Caktiong, Jollibee Foods Corporation Başkanı
2005: Amerika / Wayne Huizenga, Waste Management, Blockbuster Entertainment Kurucusu ve Miami Dolphins’ in Sahibi
2006: Güney Afrika / Bill Lynch, Imperial Holdings CEO’su
2007: Kanada / Guy Laliberté, Cirque du Soleil Kurucu ve CEO’su


Türk bankacılık sektörü Aralık 2007 temel göstergeleri yayınlandı

Aralık 2007 yılsonu istatistiklerini içeren aylık bülten BDDK web sayfasında yayınlandı.. Buna göre, Türk Bankacılık Sektörünün aktif büyüklüğü yıllık bazda 500 milyar YTL’den %16 artışla 581 milyar YTL’ye; mevduatlar 308 milyar YTL’den %16 artısla 357 milyar YTL’ye; toplam krediler 219 milyar YTL’den %30 artışla 286 milyar YTL’ye; özkaynaklar aynı dönemde 60 milyar YTL’den %27 artışla 76 milyar YTL’ye yükseldi. Yılsonu net kar rakamı ise 2007 yılsonunda 2006’ya göre %31 artışla 15 milyar YTL olarak gerçekleşti. Bireysel krediler % 42 artışla 48 milyar YTL’den 68 Milyar YTL’ye yükselirken kredi kartı harcamaları % 26 artışla 27 milyar YTL’ye yükseldi. Bilânçodaki asli fon kaynağı olan mevduatların krediye dönüşüm oranı artarak %74’ten %83’e çıkmış; sermaye yeterliliği oranı ise yılın ikinci yarısından itibaren operasyonel riskler için de sermaye gereksinimi hesaplanmaya başlanması nedeniyle 2007 yılsonunda bir önceki yıla göre 3 puan azalarak % 8 olan asgari sınırın üzerinde %18,8 olarak gerçekleşti. Yabancı para net genel pozisyon oranı ise yasal sınırlar içinde sıfıra yakın bir değerde (% -0,06) bulunuyor. (http://www.bddk.org.tr/turkce/Istatistiki_Veriler/Istatistiki_Veriler.aspx)


Koç Holding'de boşalan iki yönetim kurulu üyeliğine iki isim girdi

Koç Holding, geçen yıl boşalan iki yönetim kurulu üyeliğine atama yapıldığını duyurdu. Koç Holding'ten yapılan açıklamaya göre şirketin yapılan yönetim kurulu toplantısında, geçen yıl boşalan yönetim kurulu üyeliklerine, Ali Yıldırım Koç ile Prof. Dr. Heinrich v. Pierer'in getirilmesine karar verildi. Koç Holding'in yönetim kurulundaki iki koltuk geçen yıl boşalmıştı. Mart 2007'de Holding'in CEO'su Bülend Özaydınlı ayrılma kararı aldığını açıklamıştı. Ekim 2007'de ise Koç Holding Yönetim Kurulu üyesi olan Dr. W.Wayne Booker vefat etmişti.


TÜSİAD ABD’de finansal piyasalarda başlayan dalganın reel ekonomiyi tehdit etmeye başladığına dikkat çekti

Rekabet Uzmanları Derneği tarafından düzenlenen toplantıda konuşan TUSIAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yaçındağ, krizin sadece ABD ile kısıtlı kalmamasının tüm dünyayı etkilemesi ihtimalini artırdığını söyledi. "Risklerin ve daha önemlisi risk algılamasının arttığı, artacağı bir dönemdeyiz" diyen Yalçındağ, "Böyle dönemlerden, istikrarlı siyasete ve ekonomiye sahip, verimliliği, rekabeti destekleyen uygulamalarını tamamlamış ve risk yönetimi yapabilen ekonomilerin diğerlerine göre daha az zararla çıkacağı muhakkaktır" dedi. Türkiye’nin 2001 sonrasında yakaladığı sürecin yavaşlamadan devam etmesi için verimliliğe dayalı ekonomiye ihtiyaç olduğunu vurgulayan Yalçındağ, Türkiye’nin çağdaş bir toplum ve ekonomi olmanın gereklerini yerine getirmek durumunda olduğunu, bunu başarmanın hem 2008 yılında oluşan belirsizlik döneminden en az zararla çıkmayı hem de daha uzun vadeli küresel rekabette geri kalmamayı sağlayacağını kaydetti.

Arzuhan Yalçındağ’ın açıklamasının tamamını http://www.tusiad.org/tusiad_cms.nsf/.../ADYRekabetUzmanlariKonusma1.pdf adresinden, “Kurumsal Risk Yönetimi” adlı çalışmasını ise http://www.tusiad.org/.../KurumsalRiskYonetimi.pdf adresinden inceleyebilirsiniz.


TBMM Adalet Komisyonu, Türk Borçlar Kanunu tasarısını, alt komisyona sevk etti

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, alt komisyona sevk edilen tasarıyla ilgili yaptığı sunumda, Borçlar Kanununun ''Temel'' kanunlardan birisi olduğunu ve hep Medeni Kanunla birlikte düşünüldüğünü söyledi. Yeni Türk Medeni Kanununun 2001 yılında kabul edildiğini, Borçlar Kanununun da dünya ve Türkiye'deki ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmeler karşısında mutlaka değişmesi gerektiğini anlatan Şahin, Adalet Bakanlığının 2 Nisan 1998 tarihinde bu konuda çalışma yapacak komisyon kurulmasına karar verdiğini söyledi. Bakan Şahin, çalışmaları yürüten komisyona Prof. Dr. Turgut Akıntürk'ün başkanlık ettiğini belirtti. Borçlar Kanunu Tasarısının, kurumsal yönetim alanında yenilikler getiren Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ile uyumlu hale getirilmesinin büyük öneme sahip olduğu vurgulanıyor.


Şekerbank Kurumsal Yönetim Değerlendirme Notu Aldı

Şekerbank'tan yapılan yazılı açıklamada, kurumsal yönetim alanında derecelendirme kuruluşu olan ISS Corporate Services, Inc'nin (ISS), "pay sahipleri", "kamuoyu aydınlatma ve şeffaflık", "menfaat sahipleri" ve "yönetim kurulu uygulamaları" kriterlerini göz önüne alarak Şekerbank'a 10 üzerinden 7 ile iyi derecede kurumsal yönetim notu verdiği kaydedildi.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) onaylı ISS Corporate Services, Inc'nin, Türkiye'de "ilk kez" bir bankaya kurumsal yönetim derecelendirme notu verdiği, böylece Şekerbank'ın Türkiye'de kurumsal derecelendirme notunu açıklayan ilk banka olduğu belirtildi.

Türkiye'de kurumsal yönetim derecelendirme faaliyetinin, SPK tarafından yayınlanan "kurumsal yönetim ilkeleri" dikkate alınarak gerçekleştirildiği aktarılan açıklamada, söz konusu ilkelerin OECD tarafından 2004 yılında yayınlanan ve tüm dünyada referans olarak kabul edilen "OECD Kurumsal Yönetim İlkeleri" ile uyumlu olduğu ve kurumların şeffaflaşma, kurumsal yönetim gibi uygulamalarını dikkate aldığı vurgulandı. Açıklamada, Şekerbank'ın, bu değerlendirme ile İMKB Kurumsal Yönetim Endeksi'ne girmek için müracaat edeceği bildirildi.


Davos’tan İstanbul’a, 12 Mart 2008 tarihinde İstanbul’da düzenleniyor

Bu yıl Davos’a katılan Türk iş hayatının önde gelen liderlerinin izlenimlerini ve görüşlerini paylaşmak üzere bir araya geleceği “Davos’tan İstanbul’a” başlıklı toplantı PricewaterhouseCoopers Türkiye tarafından düzenleniyor. Toplantıya tüm TKYD üyeleri davetlidir, katılımınız için Yasemin Çotul'a ulaşabilirsiniz.

LCV: Yasemin ÇOTUL
(212) 326 6564, yasemin.cotul@tr.pwc.com
(Simultane çeviri yapılacaktır.)

Program

12 Mart 2008, Swissotel, Fuji Balo Salonu
09:00  Kayıt & Kahve
09:30 Açılış Cansen Başaran Symes - PricewaterhouseCoopers Türkiye Başkanı
09:45 İş Dünyasının Gündemi Arzuhan Doğan Yalçındağ - TÜSİAD Başkanı
10.00 Panel 1
Moderatör: Esra Tümen Dinçkök
CNN Türk
Mehmet Ali Yalçındağ - Doğan Yayın Holding Yönetim Kurulu Başkan Yrd.
Turgay Durak - Koç Holding Otomotiv Grubu Başkanı
Yılmaz Argüden - ARGE Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı
Osman Ulagay - Miliyet Gazetesi Köşe Yazarı
11.15 Kahve arası
11.45 Panel 2
Moderatör: Esra Tümen Dinçkök
CNN Türk
Agah Uğur - Borusan Holding CEO
Feyhan Kalpaklıoğlu - Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkanı
Osman Boyner - Boyner Sanayi A.Ş. İcra Kurulu Başkanı
Meral Tamer - Milliyet Gazetesi Köşe Yazarı
12:45 Kapanış

DÜNYA GÜNDEMİNDEN

Enron’a karışan bankacılara 3’er yıl hapis cezası verildi

Enron’un CFO’su Andrew S. Fastow ile işbirliği yaptıkları gerekçesiyle İngiltere’de bankacılık yapan üç kişiye, üçer yıl hapis cezası verildi. Enron skandalına karışan David Bermingnam, Garry Mulgrew ve Giles Darby Enron üzgün olduklarını belirtseler de ceza almaktan kurtulamadılar.


Avrupa Birliği (AB) Kurumsal Yönetim standartları Semineri

Global Corporate Governance Forum ve IFC işbirliğinde 20 Şubat tarihinde “Avrupa Birliği Kurumsal Yönetim Standartları” adlı konferansı Brüksel’de düzenlendi. Brüksel’deki Avrupa parlamentosunda AB’ye üye adayı ve potansiyel üye adayı ülkeler için düzenlenen seminerde AB’ye yeni üye olmuş ülkeler tecrübelerini paylaşma fırsatı buldular. Seminerde AB ülkeleri için kurumsal yönetim gereklilikleri ve prensipleriyle ilgili bilincin arttırılması için faaliyetler, üye adayı ve potansiyel üye adayı ülkelerin ilgili AB bilgilerine kolayca ulaşabilmelerinin sağlanması ile ilgili düzenlemeler, “sınırlar ötesi oy kullanımı”, “yönetici maaşları” ve “kurumsal yönetimin kontrol mekanizmaları” gibi güncel tartışma konuları hakkında görüş bildirimlerinde bulunuldu.

Seminer ile ilgili detaylı bilgilere http://www.ifc.org/...OpenDocument adresinden ulaşabilirsiniz.


IOD (Institute of Directors – Direktörler Enstitüsü) faiz oranlarıyla ilgili çekincelerini dile getirdi

Bank of England’ın faiz oranlarını çeyrek puan indirme kararıyla ilgili IOD’nin çekincelerini yine aynı kurumun baş ekonomisti Graeme Leach şu sözlerle dile getirdi: “Her ne kadar bu karara şaşırmamış olsak da aklımızdan çıkarmamalıyız ki bilinmeyen sulara doğru yol almaktayız. Enflasyon beklenenden yüksek çıkmadan hemen önce Bank of England faizleri indirme kararı aldı. Buradan anlıyoruz ki büyümede gözlenen yavaşlamanın yükselen enflasyona nazaran daha büyük tehlike arz edeceği düşünülmektedir; ancak, böyle bir durumdan kesinlikle emin olmamız mümkün değildir ve alınan bu karar küçük de olsa bir kumar olarak değerlendirilebilir.”

IOD’nin değerlendirmesiyle ilgili daha detaylı bilgiyi http://press.iod.com/ adresinden edinebilirsiniz.


Asya Birleşme ve Satın Alma Forumu

5-6 Mart 2008 tarihlerinde International Financial Law Review tarafından hazırlanan Forum, Asya’dan ve dünyadan birçok uluslararası kurumu bir araya getirecek. Ele alınacak konu başlıları arasında şirket içi M&A danışmanlığı, Asya’da özel girişim sermayesi destekli gelişmeler, Çin, Hindistan ve Avustralya merkezli özel seanslar, M&A tekliflerinin şekillendirilmesi yer alıyor.

Forumun detaylı programına http://www.iflr.com/pdfs/AsiaM&AF08.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.


İslam dünyasının en büyük 100 şirketi belirlendi

İslam dünyasının en büyük 100 şirketinden 24'ünün Türk olduğu belirlendi. Suudi petrol şirketi Aramco'nun başını çektiği '2007 En Büyük 100 Şirketi' (DS100) sıralamasında Koç Holding altıncı oldu.

Aralarında Sabancı Holding, Ziraat Bankası, Doğan Holding, İş Bankası ve Ülker'in de bulunduğu 12 Türk şirketi, en büyük 50 arasında yer aldı. Bu arada, Koç Holding, Ülker, Vestel ve İş Bankası da 'En Heyecan Verici 15 Şirket' listesinde bulunuyor.

Dinar Standard adlı iş stratejisi yayını tarafından belirlenen İslam dünyasının '2007 En Büyük 100 Şirketi' (DS100) ile ilgili araştırmada İslam Konferansı Örgütü üyesi ülkelerdeki şirketler 2006 gelirleri itibariyle dikkate alındı. Suudi petrol şirketi Aramco'nun başını çektiği listeye 24 Türk şirketi girdi. Koç Holding'in 6. olduğu sıralamada aralarında Sabancı Holding, Ziraat Bankası, Doğan Holding, İş Bankası ve Ülker'in de bulunduğu 12 Türk şirketi, en büyük 50 arasında yer aldı.

Konuyla ilgili detaylı bilgi http://dinarstandard.com/rankings/ds100/analysis.htm adresinde yer almaktadır.


Avrupa Komisyonu Küçük İşletmeler Kanunu taslağına yönelik eleştiriler

Euractive’den (http://www.euractiv.com.tr) edinilen bilgiye göre Amerikan modelinin benimsendiği taslak kanunun yerine bağlayıcı tedbirler talep eden Avrupa KOBİ organizasyonu (UEAPME) 6 Şubatta Avrupa Birliği Girişim ve Endüstri Komiseri’nin taslakla ilgili ifadelerinin boş laf olduğunu ileri sürdü.

UEAPME Genel Sekreteri Andrea Benassi, “Daha fazla boş laf dinleyemeyiz. Küçük işletmelerin abartıya değil işlerliği olan cevaplara ihtiyacı var. Somut, yasal bağlayıcılı olan metinlere ihtiyacı var. UAPME ve üye organizasyonlar sadece bu yöndeki bir metne destek verecektir” dedi. Öte yandan Komisyon taslağının Haziran’dan önce masaya getirilmeyeceği bildiriliyor. Verheugen, taslak esasında kamu istihsal sözleşmelerinden yüzde 23’ünün KOBİ’lere ayrılmasının reddedilebileceğinin sinyalini verdi.

Bu arada Komisyon KOBİ’ler için yeni bir hizmet yürürlüğe sundu: “Avrupa Girişim Şebekesi” (EEN). Bu hizmetle, her tür işletmenin kendilerine ortaklar bulmalarına yardımcı olmak hedefleniyor. EEN halen “Avrupa Bilgi Merkezleri” ve “Yenilik Aktarma Merkezi” şebekelerinin “iş çevreleri ve yenilik destek servisleri için tek merkez” olacağı bildiriliyor.

Komisyon, 31 Ocak tarihinde Avrupa Küçük İşletmeler Kanunu’nu halk istişarelerine açtı. Konuyla ilgili görüşmelerin Mart sonuna kadar devam edeceği açıklandı. Konuyla ilgili detaylı bilgi http://www.euractiv.com.tr/ticaret-ve-sanayi/article/ab-kucuk-isletmeler-kanunu-abartiliyor ve http://ec.europa.eu/index_en.htm adreslerinden edinilebilir.


Avrupalı Maliye Bakanları KDV ile ilgili yeni kurallar üzerinde mutabakata vardı

Reformun amacının şirketlerin sınır ötesi işlemlerde karşılaştıkları bürokratik yükü hafifletmek, farklı KDV oranları uygulayan ülkelerde rekabetten sapmaların önüne geçebilmek olduğu ifade edildi. Hizmet sağlayıcıların bulunduğu ülkelerden tüketicinin yaşadığı ülkelere vergilendirmenin kaydırılmasıyla reform başarılmış oluyor. Bu şekilde tüm tüketiciler, hizmet sağlayıcıların hangi ülkede olduğuna bakılmaksızın aynı KDV oranına tabi oluyor.

Reform paketi ayrıca iş çevrelerinin AB çapında KDV yükümlülüklerini içinde bulundukları ülkede yerine getirebilmelerine imkân tanınıyor. KDV gelirlerinin şirketler tarafından erişilebilir olması için tam elektronik yeni mevzuat hazırlanması plan kapsamına alınmış bulunuyor. Bu şekilde alacaklıların daha kısa sürede bu geliri elde etmeleri sağlanmış oluyor. AB üyelerinin ödemeleri geciktirmeleri halinde faiz ödemeleri koşulu da getiriliyor. Daha detaylı bilgi için; http://www.euractiv.com.tr/finansal-hizmetler/article/bakanlar-kdv-reformunu-onayladi


Hintli yatırımcılar ülkedeki “sağlam sistem”den faydalanıyorlar

GovernanceMetrics International’ın (GMI) kurumsal yönetim ile ilgili gelişmelere yer veren periyodik yayını Focus’a göre Hintli otomotive şirketi “Tata Motors”un 2500 dolarlık fiyatla satışa sunduğu otomobil tüm dikkatleri Hindistan’a çekti. GMI’a göre her ne kadar otomobil sahipleri Hindistan’ın bozuk yollarında zorluk çekseler de, yatırımcılar Hindistan’ın sağlam hukuk sisteminin içine işlemiş olan kurumsal yönetim prensiplerine bağlı olarak durumlarından çok memnunlar.

Örneğin, Tata, hissedarları ön planda tutan yaklaşımıyla derecelendirme notunun ortalama-üstü olmasını sağlıyor. GMI tarafından verilen derecelendirme notlarına genel olarak bakıldığında ise Hindistan’ın “Gelişmekte olan Pazarlar Sıralaması”nda ilk üç içinde yer aldığı görülüyor. Diğer yandan, gelişmiş pazarlarda GMI, Amerika’yı Avustralya, İngiltere, İrlanda ve Kanada’nın altında konumlandırıyor. http://www.gmiratings.com/(dmydkdnsbw5xwjyzsgkfy3ml)/Default.aspx


Intel “En İyi Kurumsal Vatandaşlık” ödülüne layık görüldü

Intel, “CRO Magazine” tarafından hazırlanan “100 En İyi Kurumsal Vatandaş 2008” (100 Best Corporate Citizens 2008) listesinde zirvede yer aldı. İlk olarak, “İş Etiği Dergisi” (Business Ethics Magazine) tarafından dokuz yıl önce hazırlanmaya başlanan liste 2007 yılından bu yana CRO tarafından yayınlanmakta.

Yayının Intel’in başarısına istinaden yaptığı açıklamaya göre bu başarıda en büyük pay Intel’in gösterdiği “etkili kurumsal sorumluluk ruhu”na ait. Yine Intel’in başarısının sırrı metodolojide yer alan birçok alt başlık ile üst sıralarda gelmesinde ve özellikle çevreyle ilgili konularda zirvede yer almasında yatıyor.

Detaylı bilgiye http://www.thecro.com/node/615 adresinden ulaşabilirsiniz.


OECD Türkiye'nin risk kategorisinde yaptığı iyileştirmenin, kredi notunu yükselmesine katkıda bulunacağını bildirildi

OECD Türkiye'yi, risk kategorisinde 5 düzeyinden 4 düzeyine yükseltmesi, kredi kuruluşlarının, Türkiye'nin mevcut kredi notunu yeniden değerlendirmelerini sağlayacak. Türkiye'nin kredi notunun, olumlu izlemenin ardından, öncelikle bir basamak artırılarak BB'ye yükseltilebileceği belirtiliyor.

Türkiye için "güvenle yatırım yapılabilir" anlamına gelen BBB notunun alınmasının ise biraz zaman alacağı bildiriliyor. Nottaki artış, Hazine ve özel sektörün, uluslararası piyasalardan daha düşük maliyetlerle ve daha uzun borçlanmasının yolunu açacak.

OECD’den KİT’ler için rehber

OECD’nin hazırlamakta olduğu “The Implementation Guide to Ensure Accountability and Transparency in State Ownership” çalışmasının kamu iktisadi teşebbüslerinde şeffaflık ve hesap verebilirlik alanındaki kurumsal yönetim uygulamalarını geliştirmeyi hedeflediği belirtiliyor. Taslak rehberin, OECD’nin kamu iktisadi teşebbüsleri için geliştirdiği kurumsal yönetim rehberinin uygulanması konusunda öneriler ve politika seçenekleri sunduğu açıklanırken bunun, performansın gözden geçirilmesi, denetlenmesi ve raporlanması, yeterli açıklama ve şeffaflığın varlığı gibi ana alanlarda düzenlendiği belirtiliyor.

Çalışmanın ilk taslağının 5 Mart 2008 tarihinde OECD delegeleriyle birlikte 25 OECD üyesi olmayan ülke temsilcisinin katılımıyla gerçekleştirilecek olan toplantıda tartışılacağı belirtiliyor.


Yöneticilerin 2008’de en önemli 10 konusu

Uluslararası hukuk şirketi Akin Gump Strauss Hauer & Field bünyesindeki kurumsal yönetim grubu, şirketlerin yönetim kurullarını yeni gelişmelere hazırlamak için “Yöneticiler için 2008’in En Önemli 10 Konusu”nu derledi. Rehber yönetim kurulu strateji ve prosedürlerini etkileyecek ekonomik, finansal ve politik gelişmeler gibi düzenlemeler hakkında fikir sunuyor. Raporda yer alan konu başlıkları:

  1. Artan yatırımcı aktivitizmi
  2. Hedge fonlar kapıda
  3. Tüm şirket evlilikleri nereye gitti?
  4. Daha iyi bir vekalet yolu
  5. Yeni patronla tanışın
  6. Yönetici menfaat paketleri mercek altında
  7. Yatırımcıların yönetici menfaat paketlerinde söz hakkı
  8. Durgunluk planlaması
  9. Çevre ve kurumsal sorumluluk inisiyatifleri
  10. İçeriden öğrenenlerin ticareti (Insider Trading)

Orta Doğu Finansal Suçların Önlenmesi Sempozyumu 18-22 Mayıs 2008 tarihleri arasında Katar'da düzenleniyor

18-22 Mayıs, 2008 tarihleri arasında IFFCT tarafından Katar'da düzenlenecek olan Orta Doğu Finansal Suçların Önlenmesi konusu sempozyum ve eğitim programı, bölge ülkelerinden büyük ilgiye sahne olacak. Kurumsal yönetimin de konular arasında bulunduğu eğitim programına bölgedeki ülkelerin Merkez Bankaları ve düzenleyici kuruluşları da davet edildi. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgiye http://www.ifcctqatar2008.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.


BASINDAN

Borsada son sekiz yılın en büyük yabancı satışı

Referans gazetesinin haberine göre ABD ekonomisine ilişkin endişelerin uluslararası piyasalarda çöküşe neden olduğu Ocak ayında, yabancı yatırımcılar İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda (İMKB) rekor satış gerçekleştirdi. İMKB-100 Edeksi'nin yüzde 23'lük düşüşle 55.538 puandan 42.697 seviyesine gerilediği dönemde 8 milyar 212 milyon dolarlık alım yapan yabancı yatırımcılar, buna karşılık 9 milyar 135 milyon dolarlık satış gerçekleştirdi. Yabancı yatırımcılar Ocakta, 922,7 milyon dolarla Ocak 2000'den bu yana en büyük net satış işlemini yaptı.

İMKB-30 hisselerinin genelinde satıcı pozisyon alan yabancı yatırımcılar, Tekfen Holding ve Arçelik'te 9'ar milyon dolarlık, Bagfaş'ta 15 milyon dolarlık, İhlas Holding'de ise 10 milyon dolarlık net alım yaptı. Fakat yabancı fonlardan RP Explorer Master Fund, İhlas Holding'de son bir haftada yaklaşık 7.5 milyon adet hisse satarak payını yüzde 6'dan 4,93'e indirdi. Koç Holding'in satış sürecinin sonuna yaklaşıldığını açıkladığı Migros'ta 22 milyon dolarlık net satış yapan yabancı yatırımcılar, Acıbadem'de 63 milyon dolarlık net satış gerçekleştirdi. Global dalgalanmanın etkisiyle risk alma iştahının azaldığı Şubat ayının ilk 10 gününde de satış eğilimini sürdüren yabancı yatırımcıların, tepki yükselişlerini satış fırsatı olarak değerlendirecekleri ileri sürülüyor. Türkiye'nin iç siyasi risklerinin de arttığına dikkat çeken uzmanlar, uluslararası piyasalarda özellikle geçmiş üç yılda yaşanan balayı havasının sona erdiğini vurguluyor.

Haberin detayları http://www.referansgazetesi.com adresinde yer almaktadır.


Yeni bir kurumsal yönetim blogu

Amerikalı milyarder yatırımcı Carl Ichan, New York’ta gerçekleştirilen bir kurumsal yönetim konferansında kurumsal yönetim ile ilgili fikirlerin tartışılacağı bir blog kurduğu haberini verdi.

“ABD ekonomik üstünlüğünü kaybediyor.” diyen Ichan, kurumsal yönetim alanında yapılacak daha çok şey olduğunu belirtti. www.icahnreports.com adresindeki forumda okuyucular fikirlerini tartışabilecek. Forumda yatırım ile ilgili fikirler gerekli olmadıkça tartışılmayacak.

71 yaşındaki yatırımcı, bazı istisnalar dışında ABD’deki şirketlerin yönetim kurullarının görevlerini yapmadıklarını ve bu şirketlerin kurumsal yönetim alanında gelişmeye ihtiyaçları olduğunu düşünüyor.

Financial Times


Avrupa Birliği’nden devlet fonlarına “şeffaflık” çağrısı

Avrupa Birliği’nden tartışmalı devlet fonlarının (sovereign wealth funds) daha şeffaf olması gerektiği çağrısı yapıldı. Devlet tarafından yönetilen Çinli ve Ortadoğu kaynaklı devlet fonları bazı Batılı banka ve başka sektörlerden şirketlerin hisselerini satın aldılar. Bu gelişme şirketlere siyasi müdahale olabileceği kaygılarına yol açtı. AB Parasal İşler Komiseri Jaaquin Almunia, bu fonların “sorumluluk”larının farkında olması gerektiğini söyledi.

 

Hissedarları Yahoo’ya dava açıyor

Yahoo’dan yapılan açıklamaya göre şirketin hissedarları, Microsoft’un teklifinin iyi değerlendirilmediği iddiasıyla Yahoo’yu dava ettiklerini açıkladı. Şirket ayrıca Microsoft’un Yahoo’ya yaptığı yaklaşık 40 milyar dolarlık satın alma teklifinin hem yönetim hem de çalışanlar için motivasyonu bozucu olduğunu söyledi… Geçen hafta Microsoft, Yahoo yönetiminin düşürülüp yerine satın alma teklifine olumlu bakacak yeni bir yönetiminin getirilmesini sağlamak için şirket davalarında uzman bir firmayla anlaştı. Yahoo’nun beş hissedarı, Microsoft’dan daha iyi bir teklif almaya çalışmadan teklifin doğrudan reddedilmesi nedeniyle sürecin iyi yönetilemediğini savunuyor.

Dünya Gazetesi


AYIN KONUĞU
Stephen Ryan
Mc Dermott, Will & Emery

TKYD: Mr. Ryan, okuyucularımızın özellikle üzerinde durdukları “Enron” vakasıyla ilgili konuşmadan önce sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Memnuniyetle. Kendimden kısaca bahsetmem gerekirse Mc Dermott, Will & Emery adlı hukuk firmasında devlet stratejileri uygulama bölümü başkanı olarak görev yapıyorum. Firmaya katılmadan önce Amerikan hükümetinin birçok kademesinde görev yaptım ki bu görevim esnasında Enron Davasının “litigation” aşamalarında yer alma fırsatı yakaladım. Bu konuyu yakından takip eden bir hukukçu olarak Enron ile ilgili bugüne kadar birçok sunum yaptım. Devlet ve özel sektördeki görevlerimin yanı sıra yine hukuk alanında akademik kariyere de sahibim.

TKYD: Hemen Enron Skandalıyla sohbetimize başlayacak olursak, neden böyle bir skandal patlak verdi?

Konuyu derinlemesine tartışmadan önce üç temel başlıkla özetleyebilirim. İlk olarak Enron’da yer alan iş adamları “kötü” iş adamlarıydı. Hem performansları açısından hem de taşıdıkları art niyetler açısından bu kişiler için kötü insanlar diyebiliriz. İkinci olarak kanun koyucular ve düzenleyici kurumlar Enron’da yaşanan kuralsızlıkları tespit edemediler ya da tespit etmek istemediler. Üçüncü olarak ise Enron’un yönetim kurulu’nda oturan kişiler durumun vahametini fark etmekten aciz ve/veya kazanılan paradan dolayı kuralsızlıkları görmezden gelen insanlardı.

TKYD: Enron davası diğer birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de merakla izlenmişti ve yankıları günümüzde bile ilgiyle takip ediliyor. Okuyucularımızın konuyu daha geniş bir perspektifle değerlendirebilmeleri adına Enron’un ilk zamanlarına ve genel olarak şirketin yapı ve faaliyetlerine değinebilir misiniz?

Enron, ismi sonsuza kadar kötü olacak şirketlerden birisi gibi görünüyor. Çöktü ve çökerken tüm hissedarlarının yatırımlarını götürdü, bu hissedarların elinde hiçbir şey kalmadı. İflas sırasında paralarının bir kısmını geri alabilen tek isim, garantili müşteriler ve bazı finans kurumlarıydı. Bunların bir kısmı zaten işlenen suçlara kendileri de müdahil olmuş insanlardı. Size Enron’u anlatırken aslında Amerikan ekonomisinin en üst zirvelerine çıkmış oradan da en düşük seviyelere inmiş bir şirketi anlatacağım. Enron, son derece güçlü bir şirket olarak, özellikle de petrol ve doğalgaz sektörüne girerek işe başladı. Sizlerin de bildiği gibi Enron’un içinde yer aldığı sektör çok sermaye-yoğun bir sektördü ve bu sektöre girdiklerinde, yoğun düzenlemelerin var olduğu bir sektördü. Bir kısmı çok iyi düzenlenmişti ama bir kısmı da çok gevşekti. Mesela boru hatları çok fazla kullanım düzenlemesi olan bir alandı. Belli bir dönem sonra Enron bir teoriyi keşfetti; o da enerji piyasası eğer serbestleştirilirse, borsada alım satım işlemleri yapılabilirse, yani Enron daha ziyade bir finans kurumuna dönüşebilirse ekonomik konumunu bir alıcı-satıcı olarak güçlendirebilirdi ve boru hatları yapan bir şirketten borsa alım satım şirketine dönüşebilirdi. Bu teori çok da başarılı oldu; ilk başta muazzam bir sükse yaptılar. Finansal sektöre büyük bir disiplinle girdiler ve o sırada fırsatları iyi kullanarak alım-satım işlerinde çok büyük paralar kazandılar; kısacası, çok başarılı oldular. Alım-satım işlerini yaptığınızda güven şarttır. İnsanların size güven duyması gerekir. Mesela enerji sektöründe 20 yıllık bir tahvil almak istiyorsam, 20 yıl sonra da sizin hala ayakta olacağınıza inanmam gerekiyor; sadece 2 gün veya 2 yıl değil. Enron hakikaten çok güvenilir ve güçlü bir şirket olarak görülüyordu. İnanılmaz bir nakit akışı vardı. Muhasebelerinde yaptıkları değişikliklerle çok başarılı oldular ve işlemin ilk aşamalarında büyük paralar kazandılar. Mesela, düzenleyicilerin, Enron kendi muhasebe kurallarını değiştirirken devreye girmemiş olmalarının nedenlerinden birisi de buydu, çünkü Enron çok güçlü başladı. Enron dedi ki, “biz enerji şirketinden ziyade bankayız, dolayısıyla bankaların muhasebe kuralarına tabi olmamız daha doğal. Enerji sektörüne göre değil, onların muhasebe sistemlerine göre kar-zarar beyan etmeliyiz.” Sonuçta da Enron’un başına gelecekleri bu tetikledi. Bunun yanı sıra, bir de siyasi sisteme hitap etmeye başladılar. Enron skandalı öncesi Amerikan Başkanı olan George Bush, Enron şirketinin başkanına çok samimi şekilde hitap ederdi. Bir tür iç ilişkileri vardı ve Enron’u dünya sahnesine taşıdı. Enron’un Amerikan Hükümetine yakın olduğu duyuldu ve bu sayede Amerika içerisinde politika yapar konuma geldiler. Enerji politikalarının deregülasyonunu sağladılar. Çok dikkatle, temkinle düzenlenmiş o enerji sektörü yavaş yavaş serbestleştirildi ve devlet kontrolü gevşetildi. Takip eden zamanda Enron alım-satım işlerinden elde ettiği karları aldı ve “aptal” iş adamları olarak milyonlarca doların heba edilebileceğini gösterdiler. Alım-satımdan elde ettikleri milyonlarca doları çok kötü yatırımlara dönüştürerek hepsini kaybettiler.

Kötü yatırımlarla ilgili birkaç örnek vermek istiyorum; Hindistan’a sıvı doğal gaz santrali kurmak istediler ve bu proje kapsamında gazı aldıkları yerde önce sıvılaştırmaları gerekiyordu. Sonra bunu Hindistan’a taşıyorlardı. O dönemde Hindistan’ın böyle bir alt yapısı yoktu. Dolayısıyla, sıvılaştırılmış gazı tekrar gaza dönüştürüyorlardı ve işliyorlardı. Sonuçta, Hindistan’ın en pahalı santralini kurmayı başardı Enron! “Neden böylesine riskli bir girişime kalkıştılar; çok daha klasik bir enerji transfer politikası uygulayabilecekken neden böyle bir şey yaptılar?” diye bir soru akla gelirse, şu söylenebilir: kendi iç teşvik sistemleri sonuçlara dayalı değildi. Şirketin yöneticileri yatırımın doğasına göre prim alıyorlardı; yani, yatırım olası geliri belirleyici oluyordu, gerçek geliri değil. Böylece egolar şişmeye başladı. En öndeki yöneticiler Amerika’da kendilerini dahi olarak görmeye başladılar; dokundukları her şeyin altına dönüşeceğine gerçekten inanmaya başladılar. İkinci yatırımları, Brezilya’da 2 milyar dolarlık bir enerji yatırımı oldu ve burada da aslında döviz kuru hiç dikkate alınmadan yatırım yapıldı ve devalüasyon yaşandığında çok ciddi paralar kaybettiler. Üçüncü örnek, hepimizin bildiği gibi, Wi-fi, yani kablosuz teknoloji, geniş bant teknolojisi ile ilgiliydi. Sizin de gayet iyi bildiğiniz gibi bizim ekonomilerimizi belirleyen bir konu. Wi-fi ve World Wide Web’e girdiler. Doğru bir yatırımdı ama tecrübesiz yöneticilerle girişimde bulundukları için büyük paralar yatırdılar ve bütün o paraları kaybettiler. Son olarak da, “enerjiyi bu kadar iyi biliyorsak, o zaman su hizmetlerini de çok iyi veririz, su hizmetleri de serbestleştirilir” diye düşündüler, ama orada da milyarlarca dolar kaybettiler.

TKYD: Enron yöneticileri olayların böyle büyük boyutlara ulaşmasında tek sorumlulardı diyebilir miyiz?

Hayır; şunun altını çizmek gerekiyor: Bu işi düzenlemesi gereken sermaye piyasası kurullarının, portföyü uzman olarak inceleyenlerin de çok büyük hataları var. Bu şirketlerin doğru yatırım yapmadığını anlayamadılar. Hatta finansal analiz yapanların en büyük hatalarından birisi de olumsuz görüşlere Enron’un kapalı olması ve analistlerin buna teslim olmalarıydı. Enron, kendileri hakkında olumsuz görüş bildiren herhangi bir borsa uzmanını derhal tehdit ediyordu, o şirketle çalışmıyordu, o şirkete hiçbir şekilde ticaret yaptırmıyordu, raiting’lerini düşürüyordu, iş hacimlerini ellerinden alıyordu ve dolayısıyla Enron kendilerini denetleyecek olan insanları terörize etmeyi başarıyordu.

Hükümet cephesinden baktığımızda, enerji piyasalarındaki serbestleşme düzenlemelerin de gevşemesine yol açtı. Böylece, Enron, para kaybettiği yatırımları elinden çıkarmaya ve paraya dönüştürmeye çalıştı. Eğer projeniz para kazandırmıyorsa, bunu normalde muhasebeye işler, gelirlerinizden düşer ve böylece de standart uygulamayı yapmış olursunuz. Başka yerden gelir elde ediyorsanız, bu, ikisi arasından düşülür ve siz de diğerinden çıktığınızda kendinizi kurtarmış olursunuz. Ama Enron ne yaptı; gittikçe daha fazla suç işlemeye başladı. Örneğin şirketin finans işlerinden sorumlu başkanı çok hızlı biçimde aktiflerini ortaklıklarına devretmeye başladı. Bu ortaklıklar teorik olarak Enron’dan bağımsızdı ama aslında finans direktörünün doğrudan arkadaşlarının şirketleriydi, örneğin karısının yatırımcı olduğu şirketlerdi. Bunlar tamamen cezai işlemleri gerektiriyordu; ancak, kimse onları yakalayamadı. Bu bağlamda şok edici örnekler var; burada hem şirketin yönetimi hem iç denetim, hem yönetim kurulunun sorumluluğu var. Sizin finanstan sorumlu başkanınız kendine çıkar sağlayacak işlemler yapıyor ve kimse devreye girmiyor. Düzenleyici kurullar, mesela enerji düzenleme kurumu ve kamu kuruluşlarını düzenleyen kurum etkisiz kaldı. Enron ile başa çıkamadı. “Etkisiz kalmasının nedeni siyasi baskı mıdır?” diye soracak olursanız özellikle SSI, yani kamu kurumlarından sorumlu kurumdur, bence siyasi baskı yoktu; daha ziyade sorun, böylesine büyük ve başarılı bir şirketin gerçekten aktiflerini cezai suç oluşturacak biçimde devredemeyeceği düşüncesinin var olmasıydı. Gerçek olanlara bakamama, “bu kadar başarılı bir şirket nasıl olsa bir şey yapmaz” deme durumu vardı. Hakikaten de yatırım bankalarının bir kısmı bu aktiflerin satımından, işlemlerin kendisinden büyük paralar kazandılar. Sonuçta ne oldu; gün geçtikçe Enron işlemlerinde daha fazla hatalı işlemler yapmaya başladı. Ticari işlemleri o kadar büyüdü ki, Enron neredeyse piyasayı şekillendiren aktör oldu; yani, Enron’un belirli bir gündeki işlem hacmi borsanın gidişatını ve piyasayı belirlemeye başladı.

TKYD: Belli kurumların konuyla ilgili ihmalleri olduğu belli; ancak yine de iç yönetimin hataları dikkat çekici. İç yönetimde nasıl bu kadar çok hata yapıldı?

Yönetim kurulu üyeleri hisse değer artışlarından muazzam paralar kazanmaya başladılar ve dolayısıyla yönetimin taleplerine hiç “hayır” diyemediler. Hatta işin doğasının ne olduğunu, neler yapıldığını bile anlayamadılar. O yönetim kurulu üyelerinin bir kısmı enerji ticaretini anlamayan insanlardı. Yapılan aktif alış verişlerin ne olduğunu anlamayan, yatırımların ne kadar kötü gittiğini anlayamayan insanlardı. Avukatlar da başarısız oldu. Amerika Birleşik Devletlerinde avukatların ve genel olarak hukukçuların hatayı görmesi beklenir. Örneğin, finans bölümünde üst düzey bir yöneticinin, şirketin başkanına bir mesaj gönderdiğini biliyoruz; “muhasebe yanlış tutuluyor, her şey patlayacak, yolsuzluk var” diye bir mesaj gönderiyor. Avukatlar devreye sokuluyor, hukuk firması denetime başlıyor, ancak bağımsız hareket edeceklerine, yöneticinin aslında tam da derinlemesine bir analiz istemediğini keşfedip araştırmıyorlar ve müşterinin istediğini yapıyorlar; yapmaları gerekeni değil.

TKYD: Bağımsız denetim şirketlerine ayrı bir paragraf açacak olursak?

Muhasebe alanına baktığınızda Enron, Arthur Anderson ile çalışıyordu ve Arthur Anderson dünyanın en iyi 5 muhasebe şirketinden birisiydi. Hakikaten mükemmel bir etik kültürü olan bir şirketti; ancak, buna rağmen Arthur Anderson bile dalgaya kapılmaktan kendini kurtaramadı. Şirketler Enron’un etrafa yaydığı, muhasebeye harcadığı milyonlarca dolardan etkileniyor ve Enron bu şekilde muhasebecileri de terörize ediyordu; Deloitte & Touche’u kovuyordu mesela. Bu açıdan bakıldığında Arthur Anderson gibi bir şirket bu skandalla birlikte neredeyse çöküyordu. Cezai soruşturma başladığında Arthur Anderson yöneticilerinin konuyla ilgili belgeleri yok ettiği tespit edildi. Bildiğiniz gibi hükümetler genelde çok iyi takipçiler değildirler, belgeleri, finansal raporları anlayamayabilirler. Ama siz bir belgeyi yok etmişseniz bu kesin olarak bir cezadır. Bir belgenin yok edilmesi konusunda kovuşturma yapmak, belgeyi yorumlayıp kovuşturma yapmaktan daha kolaydır. Arthur Anderson, binlerce çalışanı olan bir şirketti ve bu skandalla birlikte gerçekten de çöktü. Sonuç olarak bu zincir içinde hem siyasetçiler ve düzenleyiciler, hem Enron yönetimi ve yönetim kurulu ve aynı şekilde şirketin yönetimi de başarısızdı.

TKYD: Enron davası sonucunda özellikle Amerika’da hayata geçirilen düzenlemeler ve bu düzenlemelerin uluslararası çapta yarattığı etkiler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Uluslararası konulara bakarsak Enron sadece bir Amerikan vakası değil; işin içine dahil olmuş, finansal işlemleri yürütmüş kişilerin bazıları başka ülkelerde de yaşıyor. Mesela İngiliz bankacılar ve başka kurumlar da bu yapılan işlemlerin aktif devrinin içinde yer almış vaziyetteler. Bu konuda kanıtlar var. Hatta Amerika dışında da bu aktif devrin kanunlara aykırı olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla Amerikalılar, aktif devrinde İngiliz bankacıları da kullanıyorlar. Çok normal, doğal görülen işlemlerde başka ülkeleri devreye sokuyorlar.

Kanunda yapılan değişikliklerin uzun vadeli etkileri inceleniyor ve genel olarak iki ayrı ekol göze çarpıyor; kimileri “yapılan reformlar çok gerekli, ileri teknoloji ve enerji alanında bunlar yapılmalıydı” derken, karşı görüşte olanlar ise “küresel rekabet ortamında yasal ve kurumsal düzenlemeler Londra’dan, Brüksel’den ya da Ankara ve İstanbul’dan daha ağır olmamalı, yoksa ayakta kalamayız” demektedir. İşte bu ekollerin tartışması bence hiç bitmeyecek, devam edecek; yani, düzenleyici kurumların kontrolü ile siyasi erk ve iş ortamının uyumu sağlanana kadar sürecek.

Son olarak, bu bağlamda uluslar ötesi yargıya da değinmek yerinde olacaktır ve tabiri caizse bu artık şarttır. Bugün artık bir başka ülkedeki savcı, sizin ülkenizde yapılan faaliyetleri de kovuşturabiliyor; örneğin Amerikan hükümeti ve Adalet Bakanlığı bu konuda çok agresiftir. Amerikan kanunlarının, bir şirketin başka ülkelerdeki faaliyetlerine de uygulanabilmesini istiyorlar ve bu konuyu dayatıyorlar. Şu konu kesinlikle detaylarıyla ele alınmalı: Hükümetler, uluslar ötesi faaliyetleri düzenlemeli mi? Acaba Brüksel AB dışındaki ülkelerdeki faaliyetlere de bakabilmeli mi? Amerikan hükümeti, Türkiye’deki bir faaliyeti inceleyebilmeli mi, tersi mümkün olabilmeli mi? Bunlar, üzerinde durulması gereken önemli konulardır.

TKYD: Enron’la ilgili son yorumlarınızı rica edebilir miyiz?

Enron vakası bir açıdan da bir başarı öyküsüdür. “Bu nasıl olur?” diyeceksiniz; “binlerce insan işlerini kaybetmiş, binlerce insanın hisseleri ellerinde kalmışken bunu nasıl başarı diye nitelendirebilirsin?” diyebilirsiniz. Bu aynı zamanda bir başarı öyküsüdür çünkü Amerikan hükümeti sonuçta bu şirketi kurtarmadı. Bu şirkete müdahale edip çökmesin diye müdahale etmedi. Bu bağlamda piyasaya verilen en büyük ders şu oldu; hiç kimse böyle bir olaydan kurtarılacak kadar büyük değildir. Unutmayın ki, -bazıları bunu düşündü- Enron batarken belki hükümet devreye girer, dıştan organizasyonla onu ayakta tutar. Amerikan hükümeti iyi ki bunu yapmadı, çünkü yapsaydı dostlarını kayıran bir hükümet imajı ortaya çıkacaktı. Hatalı olanları, yanlış yapanları koruyan, himaye eden bir devlet görüntüsü sergileyecekti ki bunlar önemli derslerdir. Alınacak bir diğer ders şudur; iş adamları her zaman siyasi liderlerle dost olmak isterler. Bush yönetimi Enron’un ipini doğru zamanda çekti. Bu değişik bir bakış açısıydı, bir yöneticinin ipini çekmek, belki de o kadar rahat beklenen bir davranış değildi.

TKYD: Kurumsal Yönetimin bu süreç içindeki yeri nedir?

Kurumsal yönetim şüphesiz bu süreçte ihmal edilmiştir. Normalde kurumsal yönetim kural ve prensipleri çerçevesinde herkes kendi görev ve sorumluluklarını tam anlamıyla yerine getirmelidir. Ne demek istiyorum? Yönetim kurulu yöneticileri tam anlamıyla kontrol etmeli; avukatlar şirketlerin yaptıkları işlemleri kontrol ve takip etmeli; muhasebeciler şüpheci olmalı ve finansal verileri şeffaf bir şekilde sunabilecek şekilde hazırlamalıdırlar. Tüm bu adımlar layıkıyla takip edildiğinde kurumsal yönetim anlamında gereklilikler yerine getirilebileceği gibi olası kriz veya skandallardan da uzak durulabilir.


BÜYÜTEÇ

İTALYAN İŞİ AİLE ŞİRKETLERİ BAŞARIYI YAKALIYOR

Aile şirketleri, dünya ekonomisinin temelini oluşturuyor. Her aile şirketi, kuruluyor, büyüyor ve zamanla büyük bir oyuncu olma şansı yakalıyor. Peki, en fazla aile şirketi hangi ülkede bulunuyor? Yapılan araştırmalar yüzde 99’a varan aile şirketleşme oranıyla, bir numaraya İtalya’yı koyuyor. Şarabı, pizzası ve futboluyla ünlü, sevimli Akdeniz ülkesinin; hem tarihi, hem de kültürü aile şirketlerinin gelişimine sebep oluyor. Ünlü Baba filminde Don Corleone’nin söylediği “Ailesiyle vakit geçirmeyen adam hiçbir zaman gerçek bir adam olamaz” sözü İtalyan şirketlerini anlamamız için bize yol gösteriyor.

Yapılan araştırmalar* dünyada en fazla aile şirketi’nin İtalya’da olduğunu ortaya koyuyor. Yüzde 99’a varan oranıyla İtalya, aile şirketleri sıralamasında birinci geliyor. Bunun nedenleri arasında, İtalya’nın tarihsel gelişimi ve toplumsal özellikleri yatıyor. İtalyan aile şirketlerini incelemeden önce İtalya’da ve Akdeniz toplumundaki aile kavramına bakalım. Akdeniz kültürü üzerine araştırmalar yapmış olan Fernand Braudel, Akdeniz adlı kitabında bu konuyu şöyle açıklar:

“Bu geleneksel toplumda, kişisel öykülerin birleşimi sonucu kendisi olmuş, bütünüyle bireysel öyküler yoktur… Bu koşullarda herkes, erkekler, kadınlar, çocuklar, yaşlılar, tek başlarına ailenin dışavurumudurlar, oysa başka toplumlarda, özellikle daha gelişmiş toplumlarda durum bunun tersidir; bu toplumlarda aile, kendisini oluşturanların dışavurumudur”

İtalyan toplumunun tarihsel gelişiminin sonuçlarını, aile şirketlerinin sayısının fazla olmasına bağlarsak yanlış olmaz. İtalya Birliği diğer devletlere göre oldukça geç bir tarihte kurulduğundan, birçok şehir devleti ve farklı aileler bulunuyordu. “İtalya birliği kurulmadan önce en önemlileri Piemonte Krallığı, İki Sicilya Krallığı ve Papalık Devletleri olmak üzere 11 farklı devlet bulunmaktaydı.” Böylelikle birçok şehir devleti, kendiliğinden rekabete başlamış ve bu rakam aile şirketlerinin sayısını arttırmıştır.

İtalyan kültüründe ailenin önemi

İtalyan kültüründeki ailenin “birbirine olan bağlılığına” atıfta bulunmak için genellikle popüler kültürden örnek verilir. Bunların arasında en bilineni 1972 tarihli, Francis Ford Coppola’nın yönettiği Baba filmidir(Godfather). Mafya ekseninde bir İtalyan ailesinin yaşamını bize aktarsa da, aile kurumuna olan bağılılık filmde öne çıkar. Birçok eleştirmene göre film, aile bağlarının bir mitolojik araştırmasıdır ve Aile’nin hiç aile olmamaktan daha iyi olduğunun kabul ettirir. Günümüzde Sopranos gibi dizilerle de görüldüğü üzere, İtalyan ailesine olan ilgi tüm hızıyla devam etmektedir.

İtalyan mafyası için kullanılan “Cosca” terimi enginarın yapraklarını gibi sıkı bir demet anlamına gelmektedir. Atilla Akar kitabında bu konu ile ilgili olarak şunları anlatır:

Mafyanın ilk çekirdeği ailedir. Aile, bir köyü ya da çevresindeki birçok köyü içine alır. Mafya üyeleri genellikle akrabadır; ağabey kardeş, kuzen torun gibi,. Aileler ‘Coche’ denilen gruplar halinde birleşirler. Cosca (kelime anlamı Enginar) en güçlü ailenin başındaki hâkim kişiyi tanımlayan kelimedir. Bu en güçlüye bağlı olan ve onu çevreleyen diğer aileler onu korurlar. Yani enginarın yaprakları gibi onu çevrelerler ve kökü zararlı maddelerden korurlar.

Yukarıda saydığımız örnekler bile, İtalyanlar için ailenin önemini anlatmaya yeter. Böylece bu değerlerinin üzerinde yükselen aile şirketleri, zamanla büyük başarılara imza atmıştır.

Çan, Cam, Altın, Şarap, Silah…

Dünyanın en eski aile şirketleri arasında İtalyan şirketleri önemli bir yer tutmaktadır. Yüzyıllarca ayakta kalmayı başaran diğer aile şirketleri gibi, bu markaların en büyük özelliği “bölgesel özelliklere uygun tek alanda profesyonelleşmeye gitmelerinde yatmaktadır. Bu şirketler arasında yer alan “Fonderia Pontificia Marinelli” bunlardan biridir. M.S. 1000 yılında Agnone bölgesinde kurulan İtalyan şirketi, kurulduğu günden beri tarihi çan işiyle uğraşmaktadır. Marinelli ailesinin sahip olduğu şirket, bugün bile çalışmalarına devam etmektedir.

Bir başka uzun soluklu İtalyan aile şirketi ise Barovier & Toso’dur. Cama hayat verip, birçok sanat eseri çıkaran bu aile şirketi, 1295 yılında kurulur. Brovier ailesi tarafından kurulan şirket, Toso ailesiyle birleşince son halini alır. Şu an şirketin başında 20. jenerasyon bulunmaktadır. Venedik’teki cam işçiliğiyle ünlü Murano adasında bulunan aile şirketinin eserleri bir müzede sergilenmektedir.

1369 yılında kurulan “Torrini Firenze” ise bir kuyumculuk şirketi’dir. Floransa’da kurulan şirket, mücevher ve diğer değerli taşlar konusunda kendini geliştirir. Bugün parfümden, saate, birçok konuda ürünü bulunan şirketin başında Torrini ailesi bulunmaktadır. 1395 yılında Floransa’da kurulan İtalyan şarap şirketi “Antinori” ise bugüne kadar şarap işiyle uğraşmaktadır. 26 jenerasyonu kapsayan bir şarap yapım hikâyesi oluşturan bu İtalyan ailesinin başında bugün, Marchese Piero Antinori bulunmaktadır. Yüzyıllık bir başka İtalyan firması ise “Fabbrica D’Armi Pietro Beretta S.p.A”dır. Türkiye’de Baretta olarak okunan ve bilinen bu silah markası, 1526 yılında kurulur. James Bond’un da favori markası olan bu silah oldukça büyük bir üne sahiptir.

Dünyaca ünlü İtalyan Markaları

Alessi(Giovanni Ailesi, Kuruluş: 1921)
Alfa Romeo (Ugo Stello, Kuruluş: 1909)
Ariston (Merloni Grubu, Kuruluş: 1960)
Barilla (Pietro Barilla, Kuruluş: 1877)
Benetton (Luciano Carlo, Gilberto ve Giuliana Benetton, Kuruluş: 1965)
Borsalino (Giuseppe Borsalino, Kuruluş: 1857)
Bugatti (Ettore Bugatti, Kuruluş: 1910)
Bulgari(Satirio Bulgari, Kuruluş: 1884)
Ferrari (Enzo Ferrari, Kuruluş: 1947)
Fiat (Giovanni Agnelli, Kuruluş: 1899)
Fila (Fila Kardeşler, Kuruluş: 1923)
Gucci (Guccio Gucci, Kuruluş: 1922)
Lamborgini (Ferrucio Lamborghini, Kuruluş: 1963)
Lancia (Vincenzo Lancia, Kuruluş: 1908)
Lavazza (Luigi Lvazza, Kuruluş: 1895)
Loris Azzaro (Loris Azzaro, Kuruluş: 1968)
Martini&Rossi (Alessandro Martini ve Luigi Rossi, Kuruluş: 1879)
Maserati (Alfieri Maserati, Kuruluş: 1926)
Olivetti (Camillo Olivetti, Kuruluş: 1908)
Pierre Cardin (Pierre Cardin, Kuruluş: 1950)
Pireli Giovanni (Batista Pireli, Kuruluş: 1890)
Versace (Gianni ve Sento Versace, Kuruluş: 1947)
Vespa (Piaggio Şirketi, Kuruluş: 1946)

Emre Erdoğan/TKYD

Kaynaklar:

İtalian American Family Album/Dorothy Thomas Hooler
İnsanlar ve Miras Akdeniz 2, Fernand Braudel
Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 100 Film, Steven Jay Scheider
Mafya, Atilla Akar
Markaların Öyküsü, Jean Watin-Augouard

www.familybusinessmagazine.com
*www.insankaynaklari.com
www.italyaonline.net
www.campanemarinelli.com
www.barovier.com
http://www.torrini.com/
http://www.beretta.com/


AYIN MAKALESİ
YATIRIMCI İLİŞKİLERİNDE TEMEL HEDEFLER VE BU HEDEFLERİN ÖLÇÜMÜ
SİNAN ARSLANER

London School of Economics & Political Science bölümünden mezun olan Sinan Arslaner, yine aynı üniversitenin ekonomi Endüstriyel İlişkiler Bölümünde yüksek lisans yaptı. Kariyerine Citibank’ta başlayan Arslaner sırasıyla; Tekstilbank, Ekinciler Yatırım & Menkul Değerler A.Ş., Demirbank T.A.Ş, Demir Yatırım A.Ş.’de görevine devam etti. Sinan Arslaner 1997 yılından beri, CFS Danışmanlık Ltd. Genel Müdür olarak çalışıyor.

Başarılı bir yatırımcı ilişkileri programı temel olarak üç ana hedef üzerine odaklanır. Menkul kıymet analizi her ne kadar çok sayıda değişkeni içerse de bütün bu değişkenler yine de bu üç temel unsurun kapsamı alanındadır.

  1. Kar ve diğer finansal başarı göstergeleri
  2. Yönetim
  3. Planlama

Kar, nakit akımı ve sağlam finansal yapı bir firmanın ana performans göstergeleridir. Firmanın bir şirket olarak ulaştığı başarıyı simgeler. Ancak bu rakamlar şirketin yaşama kabiliyeti hakkında çok kısıtlı bilgi sağlar. Gelecek hakkında bilgi vermekten uzaktır ve yalnızca geçmişi yansıtır. Şirketin sağlamış olduğu finansal başarıyı önümüzdeki yıllarda da ne oranda sürdürebileceği ve diğer unsurların da ne oranda buna katkı sağlayacağı hakkında ileriye dönük tahminlerin yapılması esastır.

İkinci temel unsur yönetimdir. Bir şirket prosedür gereği süresiz olarak kurulmuş olabilir ancak başarılı olarak faaliyet göstermesi doğrudan yöneticilerin her birinin görev süreleri boyunca sergileyeceği performans ile doğru orantılıdır.

Yönetim hakkında yapılacak tahminler yalnızca beceri, zekâ, kuvvet ve akıl vb değişkenleri değil, o yöneticinin şirketi, içinde bulunduğu sektörü ve ekonomiyi açık seçik görebilmesi ile de yakından ilgilidir. Yönetim ekibinin şirketin günlük sorunlarını çözebilme, uzun dönemli plan geliştirebilme ve uygulama yetenekleri de önemli rol oynamaktadır. Yöneticiliğin bütün cepheleriyle sorgulanması esastır. Bu cepheler arasında en önemli olanlar üretim, pazarlama, dağıtım, finans, operasyon ve idari konulardır. Değişen koşullarda karşılaşılan acil durumlarda yönetimin gösterdiği beceriler de şirketin sürekliliği açısından önemli bir göstergedir.

Yatırımcı ilişkilerini yakından ilgilendiren üçüncü ana hedef şirketlerin yapmış oldukları planlardır. Söz konusu şirketin bir sonraki gün ya da beş yıl içerisinde ne yapacağı değil, uzun vadeli stratejik programları sorgulanmalıdır. Şirket nereye doğru gitmektedir? Kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri nelerdir? Bu planları nasıl finanse etmeyi düşünmektedir? Bu planlar şirketin içinde bulunduğu sektör, ekonomik koşullar, faaliyet gösterdiği pazar, yönetimin becerileri ve finansal yapısı göz önüne alındığında ne kadar gerçekçidir?

Finans sektörü bir şirket hakkındaki tüm öğeleri bu temel üç kategori başlığı altında sıralayıp incelediği zaman, geleceğe dönük tahminler yürütebildiği ve tam manasıyla anlayabildiği oranda şirketin sermaye piyasalarındaki performansı da başarılı olacaktır.

Yukarıda belirtilen yatırımcı ilişkileri hedeflerinin ölçülmesinde ise değişik formüller ve kıstaslar kullanılmaktadır.

Şirketin yürüttüğü finansal programın başarı ölçülerinden birisi finans sektöründen gelecek olumlu ya da olumsuz tepkilerdir. Sermaye piyasalarında borsadan başlayarak banka ve aracı kurumlar ile yürütülen faaliyetlerdeki kolaylık ve sorunsuz ilişkiler de bize bu programın başarısı konusunda önemli ipuçları verecektir.

Fiyat / Kazanç Oranı, Fiyat / Nakit Akış Oranı rakamlarının sektör ve borsa ortalamaları ile kıyaslanması, borsada artan işlem hacmi ve likidite, yükselen piyasa değeri, piyasa yapıcıları sayısındaki artış (market maker) finansal programın başarısını yansıtan değişkenler arasındadır.

Yönetimin başarı ölçümleri ise finansal performansın aksine soyut kavramlardan oluşmaktadır. Yöneticinin ve ekibinin başarılı olup olmadığına karar vermek aynı zamanda subjektif bir karar olduğu için hayli zordur. Başarılı yönetimin temel faktörlerinin beceri, yetenek, kişilik ve şans olduğunu söylemek mümkündür.

Hızla gelişen günümüz şartlarında ve global rekabet ortamında geleneksel yöntemlerle bir yöneticinin başarısını ölçmek artık tek başına önemli bir sonuç ifade etmemektedir.

Yatırımcı ilişkileri perspektifinden bakıldığında ise başarılı yönetici o şirketin hissedarlarına artı değer sağlayandır. Şirketin piyasa değerinin arzu edilen düzeylere çıkmış olması, bu potansiyele sahip olması ve yatırımcılarına sonuçta kazandırması yatırımcı ilişkileri açısından en önemli ölçümdür.

Bu hedef gerçekleştiği sürece o şirketin yalın yönetimle, ya da karmaşık bir organizasyon yapısı içerisinde kademeli ast üst ilişkileriyle yönetildiği, ya da yaratıcı ve yenilikçi bir ekibe sahip olduğunun fazla önemi olmayacaktır.

Yönetimin başarısını ölçen somut bir gösterge de şirketin geçmiş performansıdır. Yöneticiler ne kadar başarılı bir performans sergilemiştir? Şirketin büyümesi nasıl olmuştur? Problemlerle nasıl başa çıkılmıştır? Hangi fırsatlar yakalanmış ve bunlar nasıl paraya çevrilmiştir? Şirkette ve çevresinde karşılaşılan değişikliklere karşı nasıl bir yeniden yapılanmaya gidilmiştir? Bütün bu sorulara yönetimin geçmişte verdiği kararlardan örnekler göstererek cevap vermek mümkündür.

Planların analizi de bir şirketin değerlendirilmesinde soyut olmak durumundadır. Planlar ve düşler arasında ayırım yapmak o kadar kolay değildir. Düşlerini gerçekleştirmek üzere yola çıkmış çok sayıda başarılı iş adamı ismi sayılabilir.

Planlamanın temel unsuru, gelecek ile ilgili arzu ve beklentilerden çok, yasal olan ve dikkatlice hazırlanmış plan ve tahminlerin var olmasıdır. Hazırlanacak planlar şirketin sürdürülen karlılığının, büyümesinin ve yayılmasının bir yol haritası olmalıdır.

Örneğin, büyüme planlarından bahsederken organik ya da inorganik büyüme stratejilerinin hangisinin tercih edileceği söylenebilir.

Şirket planları karmaşık bir yapıya sahiptir. Bilgisayar programları ya da kapsamlı düşüncelerle desteklenseler dahi yine de güvenle bakılmayabilirler. Günümüzün hızla değişen piyasa koşulları planlamayı da kısa zamanda geçersiz hale getirebilmektedir. Beklenmedik olaylar global boyutta faaliyet gösteren, planlama bölümlerinde yüzlerce eleman çalıştıran şirketleri de zor durumlara düşürmektedir. IBM firması buna örnek olarak gösterilebilir. Piyasadaki hızlı değişimlere bütün kaynak ve imkanlarına rağmen ayak uyduramamış ve Compaq karşısında pazar kaybetmiştir.

Yatırımcı ilişkileri perspektifinden bakıldığında ise şirket planlarının finansal kesime başarılı ve kolay anlaşılır şekillerde iletilmesi önem kazanmaktadır. Uygulamada karşılaşılan en büyük sorunlar yönetimin ketumluğu ve güvenilir bir plan sunmamasıdır. Yüksek rekabet ortamında sürprizlere de yer verilmek istenmesi ve kamuya açıklama zorunluluğu bu isteksizliğin temel nedenleridir.

Sonuç olarak yatırımcı ilişkilerinin temel hedefi bir şirketin hisse senedi fiyatının ve piyasa değerinin artırılması çabalarıdır.



Global Reporting Initiative – GRI

Vizyonunu ekonomik, çevresel ve sosyal performans konularının raporlanmasında aynen finansal raporlamada olduğu gibi rutin ve karşılaştırılabilir hale getirmek olarak özetleyebileceğimiz “Global Reporting Initiative” (GRI); dünya çapında faaliyet gösteren, kar amacı gütmeyen ve çoklu paydaşa sahip bir kuruluştur. GRI sürdürülebilir kalkınmayı operasyonlarının merkezine koyması ve “Sustainability Reporting Framework” ile “Sustainability Reporting Guidelines” adlı yayınları ile sürdürülebilir kalkınmaya verdiği önemi gözler önüne sermiştir. Bu yayınlar, sürdürülebilir kalkınma yolundaki iç ve dış paydaşlar için örgütsel performans adına hesap verilmesini, resmi açıklama yapılmasını ve sorumluluğu hedeflemektedirler. 1997 yılında Boston, ABD merkezli ve kar amacı gütmeyen CERES’in (Sürdürülebilir Zenginlik için Yatırımcılar ve Çevreciler) proje departmanı olarak kurulan GRI büyük bir hızla büyümektedir. 60 farklı ülkeden yaklaşık 1000 organizasyonun “GRI Reporting Framework”lerini açıklamaları, GRI’ın ‘şeffaflık’, ‘hesap verebilirlik’, ‘raporlama’ ve ‘sürdürülebilir kalkınma’ konularını bir noktada birleştirmeye ve hızlandırmaya verdiği önemi hızlandırmaya verdiği önemi haklı çıkarmaktadır.


GRI “Okuyucuların Seçimi Ödülleri” (GRI Readers’ Choice Awards)

Hâkim yok, jüri yok… Hangi sürdürülebilirlik raporunun ödüle layık olduğuna siz karar veriyorsunuz. Yaklaşık altı aydır GRI’ın örgütsel paydaşı olarak duyurduğumuz not verme süresi 31 Ocak 2008 tarihinde doldu. http://awards.globalreporting.org adresinden faydalanarak beş kriter üzerinden en az iki adet rapora not vererek sürece dahil olabildiğiniz bu uygulamanın sonuçları yakın bir tarihte açıklanacak ve akabinde 7–9 Mayıs 2008 tarihlerinde GRI ev sahipliğinde Amsterdam’da bir konferans düzenlenecek.

2008 Konferansı

7 – 9 Mayıs 2008 tarihlerinde Amsterdam’da düzenlenecek olan konferansta “Okuyucuların Seçimi Ödülleri”nin sahipleri ödüllerini alacakları gibi aynı zamanda da sürdürülebilirlik raporlamasıyla ilgili her kesimden kişi ve kuruluş bir araya gelme fırsatı bulacak.

Odak noktasının sürdürülebilirlik raporlaması yapanların ve kullananların olacağı konferans başlıca şu avantajları sunacak:

  • “Okuyucuların Seçimi Ödülleri”nin sonuçlarının paylaşılması ve sürdürülebilirlik raporlamasını takip edenlerin raporlamanın bugünüyle ilgili değerlendirmelerinin sunulması
  • Global liderlerden sürdürülebilirlik ve raporlamayı ilgilendiren tartışmalara istinaden en son gelişmelerin öğrenilmesi
  • Dünyanın farklı bölgelerinden gelen katılımcılara sürdürülebilirlik raporlamanızı sunmak ve katılımcılardan konuyla ilgili bilgi alma fırsatı

Konferansa şimdiden kaydınızı yaptırmak için https://participants.congrex.com/ adresinden faydalanabilir; konuyla ilgili daha detaylı bilgi almak için conference@globalreporting.org adresine başvurabilirsiniz.


Sivil Toplum Kuruluşları (STK) için “sürdürülebilirlik raporlaması”nın önemi

Geçtiğimiz bültenimizde de yer verdiğimiz üzere, GRI, Temmuz 2004 – Haziran 2007 arası dönemi kapsayan sürdürülebilir performansa dayalı sürdürülebilirlik raporlamasını açıkladı.

Sürdürülebilirlik raporlaması sadece büyük ya da küçük işletmeleri değil; sürdürülebilirlikle ilgili bilgi takipçileri ve rapor hazırlayıcıları olarak STK’ları da ilgilendiriyor.

Boston, Amerika merkezli Ceres adlı STK’dan – ki Ceres GRI’ın kuruluşunda rol oynayan kurumlardan birisidir - Susan Roe’ya göre STK’lar şirketlerin sürdürülebilirlik raporlarından elde ettikleri verileri onları ‘Kurumsal Sosyal Sorumluluk’ raporlaması yapmaya teşvik etmek için kullanıyorlar. Tabii ki, STK’lar sürdürülebilirlik raporlarını sadece okumakla kalmıyor ve giderek artan bir oranda bu tarz raporların hazırlayıcısı oluyorlar. STK’lar geçmişte kamu tarafından hayata geçirilen birçok fonksiyonu devraldıkları gibi ulusal ve uluslararası anlamda ekonomik olarak önemli birer oyuncu olmaya başladılar; dolayısıyla ulusal ve uluslararası politikalarda söz sahibi olan STK’ların yönetim ve operasyonlarının kurumsal yönetime ne derece uygun olduğu sorgulanmaya başlandı. Bu bağlamda STK’lar sürdürülebilirlik raporlaması yapmanın özellikle paydaşlara şeffaf bilgi sunabilmek adına getirdiği avantajları keşfettiler. Ancak, her ne kadar STK’lar raporlamanın önemine ve faydalarına inansalar da GRI’ın yaptığı araştırmalara göre bu raporlama gerektiği gibi yerine getirilemiyor. Raporlarda yer verilen ‘bağış bilgilerinin açıklanması’, ‘çevre düzenlemelerine uyum beyanları’, ‘toplu taşımaya özendirme’, ‘çalışan sağlığı ve iş güvenliği’ gibi göstergeler başarılı bulunsa da raporlamada yer verilen birçok unsurun uygulamaya geçirilemediği GRI tarafından tespit edildi.

GRI bu alandaki sıkıntıları gidermek adına “STK Sektör İlavesi” (NGO Sector Supplement) adlı bir çalışma başlatmış bulunmaktadır. Konuyla ilgilenen ve çalışmaya destek olmak isteyen okuyucularımız e-posta aracılığıyla guidelines@globalreporting.org adresine başvurabilirler. GRI’ın kendi hazırladığı sürdürülebilirlik raporlamasına ise http://www.globalreporting.org/...Finalversion.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.


Türkiye’de bir ilk: Topkapı İplik GRI’ın G3 prensiplerine göre sürdürülebilirlik raporlamasını hazırladı

Topkapı İplik’in sürdürülebilirlik raporlaması ‘Gesellschaft für Technische Zusammenarbeit – GTZ’ ve ‘Global Reporting Intiative - GRI’ın başlatmış olduğu “Tedarik Zincirinde Şeffaflık” adlı proje kapsamında hazırlanmıştır. GRI’ın G3 prensiplerine göre hazırlanan sürdürülebilirlik raporlamasının küçük ve orta ölçekli işletmeler arasında da yaygınlaşmasını amaç edinen pilot bir çalışma olan projede, Otto Group’un tedarikçisi olan Topkapı İplik de yer almıştır.

Haziran 2007 – Aralık 2007 tarihleri arasında yapılan raporlama sonucunda Ocak 2007 – Eylül 2007 tarihlerini kapsayan sürdürülebilirlik raporlaması hazırlanmıştır ve Topkapı İplik iki sene de bir bu uygulamayı devam ettirmek amacındadır. Raporlama sürecinde birçok paydaşıyla – tedarikçiler, çalışanlar, müşteriler ve içinde yaşanılan topluluk - iletişime geçme fırsatı bulmuş olan Topkapı İplik, bu sayede performansı, mücadele etmesi gereken noktalar ve aktiviteleri hakkında farklı perspektifler edinme şansı bulmuştur.

Ekonomik, çevresel ve sosyal hedeflerin sıralanmasıyla başlayan raporda şirket değerlerine ve paydaşlarla olan ilişkilere detaylı bir şekilde değinilmektedir. Raporun devamında ise paydaşlara, ekonomik, sosyal ve çevresel konulara karşı olan sorumlulukların şirket faaliyetleriyle ne şekilde bağdaştırıldığı gözler önüne serilmektedir.

Hazırlanmış olan raporun tamamına 3 Mart 2008 tarihi itibariyle Topkapi İplik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin internet sitesinden ulaşabilirsiniz. www.topkapiiplik.com.tr


ÇİZGİNİN SÖZÜ
Ali Kamil Uzun

TÜRKİYE KURUMSAL YÖNETİM DERNEĞİ AYLIK HABER BÜLTENİ