Kurumsal yönetim ilkelerine dair birçok ulusal ve uluslararası haber yaz döneminden önce hazırladığımız son bültenin içeriğini oluşturdu.

TKYD uluslararası standartlarda raporlama yapan şirket sayısının artması amacıyla yeni yılda yürüttüğü çalışmaların ilk bölümünde farklı eğitim programları ve toplantılar düzenledi. 15 Ocak konferansında konuyu uzmanların tartışmasına açarken takip eden çalışmalarda raporlamanın teknik detaylarını ülkemizin seçkin kuruluşlarının uzmanlarına, kurduğu işbirlikleri ile aktarma gayreti içinde oldu.

Nisan ayında Sabancı Holding ve Turkcell’in değerli katkılarıyla düzenlenen “Kurumsal Sosyal Sorumluluk uygulamaları ve en iyi örnekleri paneli” raporlamanın yapılmasına dair pratik bilgileri içeren eğitim programı ile sürdürüldü. Bu konudaki eğitim programları yaz döneminin ardından ileri seviye programlar ile devam edecek.

2004 yılından beri sürdürülen “Yönetim Kurulu Üyeliği İhtisas Programları”na olan ilgi giderek artıyor. Nisan ayında düzenlenen program talebi karşılayamadığı için 6-7 Haziran tarihlerinde ikinci program düzenlendi. Bu çalışmada TKYD’ye konuşmacı olarak destek veren tüm profesyonel yönetici ve işadamlarımıza tecrübelerini paylaştıkları için teşekkür ederiz.

TSPAKB – TKYD işbirliğinde hazırlanan Kurumsal Yönetim Derecelendirme Uzmanlığı lisansı eğitimleri Nisan 2008’den itibaren hayata geçirildi. Yeni düzenlemelerin ardından yoğun ilgi gösterilen lisanslama sınavları için kaynak çalışması yine iki kuruluş tarafından yakın bir tarihte kullanıma sunulacak.

Sizlerden ricamız görüş ve makalelerinizle kurumsal yönetim konusunda bilgileri bir araya getirme çabası içinde olan Kurumsal Yönetim Dergi’sine ve aylık haber bültenlerine destek vermeniz. Her türlü konuda info@tkyd.org adresine görüşlerinizi gönderebilirsiniz.

Bu ayki sayımızın AYIN KONUĞU bölümünde, Global Reporting Initiative Yönetim Kurulu Başkanı Mervyn E. King, içinde bulunduğumuz dönemin en çok tartışılan konulardan birini inceleyen makalesini bilgilerinize sunuyor; “Kurumsal yönetim ihtilaflarının ve uyuşmazlıklarının uzlaştırılması”

BÜYÜTEÇ Bölümünde “Transfer fiyatlandırması” konusunu inceledik. AYIN MAKALESİ’ni ise TEDMER Yönetim Kurulu Başkanı Ali Midillili “Etil liderlik” konusunda sizler için hazırladı.

Gelecek ay yine kurumsal yönetim alanındaki haberler ile buluşmak üzere,


Yönetim Kurulu Üyeliği İhtisas Programları

Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği’nin düzenlediği eğitim programlarının ileri düzeyi 25-26 Nisan 2008 tarihinde Boğaziçi Üniversitesi’nde, Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi (BÜYEM) işbirliğinde gerçekleştirildi.

Şirketlerin yönetim kurulu üyeleri ve yönetim kurulu üye adaylarına, kurumsal yönetim konusundaki düzenlemeleri hayata geçirmeye yönelik bilgi ve araçları tanıtmak amacıyla düzenlenen programa; Yalçın Nak, Dr. Murat Doğu, Yrd. Doç. Dr. Nisan Selekler Gökşen, İdil Gürdil, Cemal Silan, Av. Barbaros Çağa, Tanyer Sönmezer ve Prof. Dr. Güven Alpay konuşmacı olarak katıldılar.


Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve En İyi Uygulamalar” paneli

Uluslararası standartlarda raporlama yapan şirket sayısının artması ile ekonomi dünyamızın gündemine giren önemli konulardan biri de Kurumsal Sosyal Sorumluluk raporları oldu. Örnekleri artmakta olan söz konusu raporlama ile kuruluşlar hissedar ve paydaşlarına kurumsal sosyal sorumluk faaliyetlerini belli bir standartta paylaşmaktalar.

Bu doğrultuda, “Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve En İyi Uygulamalar” paneli, yurtdışından önemli konuşmacıların katılımlarıyla 6 Mayıs 2008 tarihinde Turkcell'in ana sponsorluğunda ve Sabancı Holding’in katkılarıyla Sabancı Center Hacı Ömer Konferans Salonu'nda gerçekleştirildi.

World Council for Corporate Governance Başkanı Dr. Madhav Mehra, Center for Sustainability and Excellence (CSE) Genel Müdürü Nikos Avlonas, Union Fenosa Kurumsal Sosyal Sorumluluk Müdürü Antonio Fuertes Zurita, TKYD Yönetim Kurulu Üyesi Salim Kadıbeşegil’in oturum başkanlığı yaptığı panele konuşmacı olarak katılmıştır.


KSS Raporlaması Eğitimi’nin ilk bölümü yapıldı

TKYD - Centre for Sustainability and Excellence (CSE) işbirliğinde uygulamaya alınan Kurumsal Sosyal Sorumluluk Raporlaması eğitimlerinin ilki düzenlendi. Üç farklı seviyede gerçekleştirilecek programların ilkine konuşmacı olarak CSE Genel Müdürü ve kurucularından Nikos Avlonas katıldı..

KSS Raporlama eğitiminin ikinci seviye program 24-25 Ekim tarihlerinde düzenlenirken, ilk seviye programının tekrarı Eylül ayında yapılacak. Detaylı bilgi için 0212-347 62 73 numaralı dernek ofisinden bilgi alabilirsiniz.


Egeli işadamları İzmir'de Kobi seminerinde bir araya geldi

KPMG, TKYD ve EBSO işbirliğinde 27 Mayıs 2008 Salı tarihinde Ege Bölgesi Sanayi Odası Meclis Salonu'nda gerçekleştirilen Kobi Okulu Semineri’nde Kobiler İçin Finansman Temini, Risk Yönetimi, Basel II ve Şirket Evlilikleri konuları anlatıldı..

Açılış konuşmalarını EBSO’nun ve KPMG İzmir Vergi Ortağı Ekrem Kayı’nın gerçekleştirdiği seminerde, KPMG Türkiye Kurumsal Finansman Bölüm Başkanı Hande Şenova “Kobiler İçin Finansman Temini, Ortaklıklar ve Şirket Evlilikleri”, KPMG Türkiye İç Denetim ve Finansal Risk Yönetimi Bölüm Başkanı Ebru Yardımcı “Risk Yönetimi” ve KPMG Türkiye Denetim Bölümü Ortaklarından Murat Alsan “Basel II” konularında sunumlar yaptılar.

Açılış konuşmasında seminerin Egeli İşadamları için çok önemli bilgiler sunduğunu belirten KPMG İzmir Vergi Ortaklarından Ekrem Kayı; “KPMG Türkiye olarak, Sosyal sorumluluk anlayışımızın bir parçası olarak gördüğümüz KOBİ’lere yönelik seminer, panel ve eğitim faaliyetlerimizi, İzmir veya farklı illerde olmak üzere gelecekte de sürdürmeye devam edeceğiz.” dedi.


TÜRKİYE GÜNDEMİNDEN

Dentaş Ambalaj ve Kağıt Sanayi A.Ş'nin kurumsal yönetim derecelendirme notu 7.08

Saha Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme A.Ş Dentaş Ambalaj ve Kağıt Sanayi A.Ş’nin Kurumsal Yönetim Derecelendirme notunu 7.08 olarak açıkladı. Dentaş ile birlikte İMKB Kurumsal Yönetim Endeksi’nde yer alan şirket sayısı 10’a yükseldi.

Ana Başlıklar Teyit Edilen Not
 
Pay sahipleri (Yüzde 25) 78,93
Kamuyu Aydınlatma ve Şeffaflık (Yüzde 35) 77,33
Menfaat Sahipleri (Yüzde 15) 75,09
Yönetim Kurulu (Yüzde 25) 56,36
Toplam (%100) 70,75
   
Teyit edilen firma notu: 7,08  

Tofaş kurumsal yönetim derecelendirme notunu ikinci kez revize etti

Saha Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme Hizmetleri A.Ş Tofaş Türk Otomotiv Fabrikası A.Ş’nin kurumsal yönetim derecelendirme notunu ikinci kez revize etti. Tofaş’ın kurumsal yönetim derecelendirme notu 7.74.

Ana Başlıklar Teyit Edilen Not
 
Pay sahipleri (Yüzde 25) 75,17
Kamuyu Aydınlatma ve Şeffaflık (Yüzde 35) 82,66
Menfaat Sahipleri (Yüzde 15) 92,43
Yönetim Kurulu (Yüzde 25) 63, 07
Toplam (%100) 7,74
   
Teyit edilen firma notu: 7.74  

BDDK, Finansal İstikrar Raporu’nun 8. sayısını yayımladı

Türkiye'de finans sektörünün toplam aktif büyüklüğü, 2007 yılı sonu itibarıyla, bir önceki yıla göre yüzde 15 artarak 768,6 milyar YTL seviyesine ulaştı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), üç ayda bir yayımlanan 2007 yılı sonu verileri ile hazırlanan Finansal İstikrar Raporu'nun 8. sayısını yayımladı. Rapora göre, genel olarak bakıldığında Türk bankacılık sektöründe tüm risklerin yönetilebilir olduğu görüldü. Yakın dönemde küresel finansal piyasalardaki güçlükler, kurumsal yönetim ile iç sistemlerin önemini bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Bankaların iç ve dış kaynaklı tüm risk türlerinin yönetilmesinde kabiliyetlerini artırmaları, yapılarını güçlendirmeleri, başta senaryo analizleri ve stres testlerinin sıklaştırmaları da dahil olmak üzere gerekli tüm tedbirleri aldıklarından emin olmaları finansal istikrar açısından önemli.

BDDK tarafından yapılan açıklamaya göre rapor, ''ekonomik çerçeve ve gelişmeler'', ''finansal sektör görünümü'', ''risk, sermaye ve karlılık değerlendirmesi'' olmak üzere 3 bölümden oluştu. Açıklamaya göre bu dönemde, ABD'nin tüm para ve maliye politikası tedbirlerine rağmen, ekonomik yavaşlamadan hafif bir resesyona geçmiş olduğu görüldü. Türkiye ekonomisi açısından hem arz eden avro alanında ise yavaşlama, ABD'deki kadar derin ve keskin gözükmedi.

Gelişmekte olan ülkelerde ise hız kaybına rağmen 2007 yılının ikinci yarısından itibaren ekonomik büyüme gücünü korudu. Belirsizliklerin arttığı bu yeni ekonomik konjonktürde, finansal kuruluşlar özellikle ilave sermaye ve likidite tutmaları teşvik edecek politikalar önerildi.

Küresel gelişmelerden kısmen farklı olarak, 2007 yılında Türkiye ekonomisindeki büyüme eğilimi önceki yıllara göre yavaşlayarak da olsa sürdü. Ancak, iç talep unsurlarında nispi bir daralma gözlendi. Ayrıca, önümüzdeki dönemde küresel piyasalardaki gelişmelerin yönü Türkiye'nin dış açık finansmanı açısından büyük önem taşıyor. Nitekim yatırım ortamına yönelik iyileştirmeler ve mikro reform süreci, Türkiye ekonomisinin farklı kaynak alanlarına erişimini kolaylaştırarak, küresel anlamda finansal piyasaları güçlükler çektiği bir dönemde gelişimini sürdürmesine yardımcı olacak.


Kurumsal Yönetim ve İç Denetim Semineri yapıldı

29 Mayıs tarihinde İstanbul Ceylan InterContinental Oteli’nde “Kurumsal Yönetim ve İç Denetim” konulu rehber tanıtımı ve seminer gerçekleştirildi. TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Şirket Komisyonu Başkanı Ali Kibar’ın açılış konuşmasını yaptığı toplantıda; TÜSİAD İç Denetim Alt Çalışma Grubu Başkanı ve TKYD Üyesi Ali Kamil Uzun, Uluslararası İç Denetçiler Enstitüsü Avrupa Bölge Müdürü Denis Bergevin, Türkiye İç Denetim Enstitüsü Başkanı Şenol Toygar, Coca Cola İçecek İç Denetim Direktörü Özlem Aykaç, Sabancı Holding Denetim Daire Başkanı Fuat Öksüz yer aldı.


İş Bankası’ndan çevreye duyarlı fon

İş Bankası, “Çevreye Yatırım Fonu” kurduğunu açıkladı. Fon tasarruf sahiplerine yatırım yaparken doğa dostu şirketlere ve çevre projelerine destek olabilme imkanı sunuyor. Fondan elde edilecek gelirin yarısı Tema Vakfı projelerine aktarılacak. Çevreye Yatırım Fonu’na yatırım yapacak tasarruf sahipleri aynı zamanda Tema gönüllüsü statüsü de kazanacak.


Sorumluluk sigortaları, çok kısa zamanda hızlı yol alacak

Aon Türkiye CEO'su Servet Gürkan, bundan sonra sigorta sektöründe geniş alanlarda hızlı büyümeler beklediğini belirterek bunun da sorumluluk sigortaları alanında olmasını öngördüğünü kaydetti. Gürkan, Türk sigorta sektöründe büyüme potansiyelinin çok büyük olduğuna ve birçok dünya devinin yatırım yaptığına dikkat çekerek "Kişi başına düşen prim üretimin 100 dolar civarında olduğu bir ülkede eğer benzer ülkelerde bu rakam 800- 1000 hatta 1.500 dolar ise o zaman burada çok ciddi bir potansiyel var demektir" dedi. Gürkan, devletin bu sektörün oluşturduğu fon kaynağını çok iyi yönlendirip ekonomiye ciddi kaynak yaratabileceğine dikkat çekti.


İMKB’de tasarruf tedbirleri kalkıyor

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) Başkanı Hüseyin Erkan, tasarruf genelgesiyle gelen kısıtların yakın zaman içinde kalkacağını söyledi. Erkan, İMKB’de teknolojik ve teknik çalışmalar başlattıklarını belirtti. Kobilere yönelik bir borsa açılma kararını hakkında konunun SPK ile paylaşıldığını söyledi.


Euromoney Türkiye Finans ve Yatırım Forumu 17-18 Haziran 2008 tarihinde düzenlenecek

Uluslararası finans alanında yayıncılık ve konferans faaliyetleri yürüten ve bu alanda dünyanın önde gelen kurumlarından biri olan Euromoney Conferences, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun (DEİK) desteğiyle, 17- 18 Haziran 2008 tarihlerinde İstanbul Conrad Hotel’de ‘Euromoney Türkiye Finans ve Yatırım Forumu’ başlıklı bir konferans gerçekleşecek. Konferans hakkında www.deik.org.tr adresinden daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz.


DÜNYA GÜNDEMİNDEN

Fransız Kalkınma Ajansı (AFD) ve Frankfurt School of Management raporuna göre kurumsal ve sosyal sorumluluk Türk iş dünyasında tanınmıyor

100 Avrupa şirketinin 90'ı sosyal ve çevre performansı raporu veriyor. ABD’de profesyonelce yönetilen her 10 doların 1 doları sosyal sorumluluk yatırımlarına ayrılıyor. Türkiye'de ise bu kavram henüz yeterince tanınmıyor ve daha çok hayırseverlik veya sponsorlukla bir tutuluyor. Agence France de Developpement (Fransız Kalkınma Ajansı) ve Frankfurt School of Management işbirliği ile yayımlanan "Corporate Social Responsibility in Turkey: Overviews and Perspectives" (Türkiye'de Kurumsal Sosyal Sorumluluk: Değerlendirme ve Perspektif) başlıklı rapor, Türkiye'nin kurumsal sosyal sorumluluk konusunda doğru yolda ilerlediğine, fakat kurumsal yönetim, ekonomik devamlılık, toplum ve çevre sağlığı gibi konularda sorunlar yaşandığına dikkat çekiyor.

Türk iş dünyasının önemli iki özelliği olan kurumsal hayırseverlik kültürü ve kalite geleneğinin, kurumsal sosyal sorumluluğun gelişimi açısından çok önemli iki meziyet olduğunun vurgulandığı raporda Türk üretim ve finans sektörlerinin uluslararası pazarlara açılımını artıracak olan Avrupa Birliği (AB) katılım sürecinin de, sosyal sorumluluk uygulamalarının gelişmesi açısından önemli olduğuna vurgu yapıyor.

Kurumsal sosyal sorumluluk kavramı ve uygulamalarının Türkiye'de yeterince tanınmadığının vurgulandığı raporda, "Şirketlerin bu yöndeki faaliyetleri genellikle hayırseverlik veya eğitim, sanat ve spor dallarındaki sponsorluk faaliyetleri ile sınırlı kalıyor. Finans sektörü ise sosyal sorumluluk konusuna yeterince duyarlı değil. Türk iş dünyasında KSS anlamında gelişme sağlanması için kamu, özel sektör ve STK'lar arasında etkin bir ortaklık gerekli. Uluslararası kuruluşların da bu yöndeki çabalarını koordine etmeleri ve yerel inisiyatifleri desteklemeleri gerekiyor" değerlendirmesine yer verildi.


Sorumluluk Raporlaması” konusunda Macaristan, Polonya ve Bulgaristan’dan yeni kurumsal yönetim kodları

Bu yıl Macaristan sermaye piyasalarında gerçekleştirilen en büyük gelişme yeni kurumsal yönetim kodu oldu. 2002’deki kodların yerini alan Macar Kurumsal Yönetim tavsiyeleri 2007 Ağustos’ta yürürlüğe girmişti. Budapeşte Borsası (BSE) tarafından geliştirilen kodlar gönüllülük esasına tabi. Yeni yayımlanan kodlara göre halka açık şirketlerin yönetim kurulları “yeterli derecede” bağımsız olmalı – denetim ve ödül komiteleri gibi kilit komitelerin çoğunluğu “şirketle, şirketin icrasıyla veya kilit ortaklarıyla önemli derecede bağı olmamalı.” Buna rağmen Macar yönetim kodunun bağımsızlık kriterinin yüzde kaç olduğu belirsiz.

Polonya 1 Ocak’tan itibaren yeni kurumsal yönetim kodunu kabul etti. “Best Practises of WSE (Varşova Borsası) – Listed Companies” adını taşıyan kod da Macaristan’daki gibi gönüllülük esasına göre düzenlenmiş. Polonyalı şirketlerin ayrıca hazırladıkları uyum raporlarını internet sitelerinde yayımlamaları ve faaliyet raporuna eklemeleri de gerekiyor.

Bulgaristan’ın el kapsamlı kurumsal yönetim kodu ise 2007’nin Ekim ayında yayınlanmıştı. Ocak 2007’de AB’ye üyeliğinin ardından uluslararası standartlara uyumunu artırmak ve yabancı yatırımcı çekme amacını taşıyan kodlar, “uy ya da açıkla” prensibiyle yürütülmekte fakat uyum raporlarının ortaklarının onayına sunulması için zorunluluk bulunmamaktadır. Bulgaristan, Polonya’dan bir adım öteye giderek, tamamen bağımsız bir denetim komitesi kurulmasını içermektedir.


BASINDAN

Rockefeller ailesinden Exxon Mobil’e Çağrı

Economist Dergisinde yer alan habere göre dünyanın en büyük ailelerinden Rockefeller, Exxon Mobil’in yönetim kuruluna kurumsal yönetimini gözden geçirmesi konusunda çağrıda bulundu. ABD`li petrol devi Exxon Mobil yılın ilk çeyreğinde 10.9 milyar dolar kâr elde etti. Bu rakam aynı zamanda dünyanın en büyük 3 petrol şirketi arasındaki en küçük kâr rakamı oldu.

Economist


Dünya Bankası: Türkiye Orta Ölçekli Şirketlerle Büyüyor

Dünya Bankası dinamik yapılarına rağmen Türkiye’de firmaların ayakta kalma oranının çok düşük olduğunu açıkladı. Buna göre Türkiye’deki firmaların yalnızca yüzde 19’u 4 yaşını görebiliyor. Dünya Bankası, Türkiye ile uygulayacağı 2008-2011ülke işbirliği stratejisini belirledi. Dünya Bankası’nın özel sektörün geliştirilmesini hedefleyen yeni stratejisinde, Türkiye’nin özel sektör yapısının bazı dinamiklerini sıralandı. Buna göre, Türk şirketlerinin, son yıllarda hızlı bir büyüme sürecine girdiği, otomotiv ve televizyon alıcısı sektöründe küresel oyuncu haline geldiği vurgulandı. Orta büyüklükteki şirketlerin esas dinamiği oluşturduğu belirtildi. Bu şirketlerin, organize sanayi bölgelerinde büyüdüğü ve genellikle hazır giyim, metal işçiliği ve makine sektörlerinde yoğunlaştığı da ifade edildi.

Dünya Gazetesi


Türkiye Kyoto Protokülü’nü imzalıyor

Türkiye Kyoto Protokülünü imzalamaya hazırlanıyor. Küresel ısınmayla mücadeleyi öngören Kyoto Protokolü, Birleşmiş Milletler’in 1997 yılında Japonya’da düzenlediği çevre toplantısında katılımcı hükümetler tarafından kabul edildi. Japonya’nın Kyoto şehrinde kabul edilmesi nedneiyle ismi “Kyoto Protokolü” olarak anılan protokol, sera etkisi yaratan gazların salınımlarını (emisyon) kısmak üzere sanayileşmiş ülkelere çeşitli hedefler belirleyen uluslararası bir anlaşma. Kyoto protokolü, 2012 yılına kadar dünya ikliminde sera etkisi yaptığı kabul edilen karbondioksit oranını 1990 yılına göre yüzde 5,2 oranında azaltmayı hedefliyor.

Hürriyet Gazetesi


AYIN KONUĞU
MERVYN E.KING
“KURUMSAL YÖNETİM İHTİLAFLARININ VE UYUŞMAZLIKLARININ UZLAŞTIRILMASI”

Bir şirket, aile birimi gibi bugün toplumla entegredir. Birçoğumuz, zamanımızın büyük bir kısmını geçimimizi sağlayan şirketlerde geçiriyoruz. İşimiz aracılığıyla ilişki ve arkadaşlık kuruyoruz. Çocuklarımız, iş arkadaşlarımızın çocuklarıyla arkadaş oluyorlar ve şirketler zaman zaman çocuklarımızın eğitiminde bize yardımcı oluyorlar. Birçoğumuz da emekli fonumuzun yatırımları vasıtasıyla doğrudan ya da dolaylı olarak dünyanın en büyük şirketlerinin sermayedarları olmaktayız. İnsan ve sermaye kaynaklarının etkili ve verimli şekilde bir araya gelmesiyle şirketler, ekonominin çok para kazanmasına yardım etmektedir.

Modern yönetimde, yönetim kurulu, kural olarak şirkette sorumlu olarak kalır, ancak yönetim kurulu, şirketin paydaşlarının yasal beklentilerini dikkate alan kararlar almak zorundadır. Bir yönetim kurulu, çalıştığı toplumda iyi bir vatandaş gibi gözükmesi için bunu yapmak zorundadır.

Kurumsal yönetim, sadece yönetim kurulunun şirketi nasıl idare ettiği, yönettiği ve yönetimi nasıl izlediğiyle ilgilenmez, müdürlerin de nasıl yönettiğini dikkate alır. Adrian Cadbury’nin açıkladığı gibi, kurumsal yönetim, sabitçe şirketlerin nasıl yönetildiği ve kontrol edildiği şeklinde tanımlanır. Kurumsal yönetim, müdürlere ve yöneticilere sorumluluklarını yerine getirmelerinde yardımcı olmak için kural ve uygulamalar sunar. Her zaman hiç kimsenin hakkı olmayan sorunlar üzerine iş kararları almak zorundadırlar çünkü ilerideki belirsiz olay ve risklerle ilgilenmektedirler. Ancak, müdür ve yöneticilerin karar ve davranışlarının toplum üzerinde büyük etkileri vardır çünkü şirketler bugün toplumla entegredir. İyi şirketler, iyi toplumlar demektir.

Uyuşmazlıklar ortaya çıktığında, şirket için en karlı olan nedir? Cevap, bunu etkili, verimli şekilde ve süratle çözmektir. Böylece, yönetim kurulunun sorması gereken önemli yönetim sorunu; “Ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkları çözmek için uygun bir mekanizmaya sahip miyiz?” olmalıdır. Eğer uzlaştırma ihtilafları çözmek için bir araçsa niye ilişkileri yönetmek için kullanılmasın? Kurumlarda örneğin insan kaynakları müdürü, çalışan ve işveren arasındaki ihtilafları idare eden olmuştur. Aracılık, bir yönetim aracıdır ve bu yolla ihtilafların çözülmesinden çok ihtilafların önlenmesi için çaba sarf eder.

Şirket ve önemli paydaşlar arasındaki iş ilişkilerinin yönetimi, yönetim kurulu için iyi yönetimin uygulanması olarak düşünülmelidir. CalPERS, kurumsal yönetim ilkelerinin ilerlemesinde yönetim kurulu, yöneticiler, hissedarlar ve düzenleyiciler arasındaki ihtilafların mümkünse müzakere, uzlaştırma ile mümkün değilse sonra tahkimle çözülmesi gerektiğini sunmaktadır.

Bir yönetim aracı olarak kullanılan uzlaştırma, hissedar değerine eklenir. New York uyuşmazlık çözüm kurumu, yönetim kurullarının kendisine sorması gereken soruları şu şekilde belirtmektedir: “Eğer söz konusu uyuşmazlık ortaya çıkarsa kuruluşumuzun erken durum değerlendirmesi var mı? Şirketimizin kritik tedarik işlevlerinin çevresinde uyuşmazlıkları yönetecek mekanizması var mı? Önemli sözleşmelerde bu uyuşmazlık için yönetim maddeleri var mı? Sınır boyunca tehlikede itibarımız ve firma değerimizle ticaret yapan olarak bizim sınır ötesi uyuşmazlık mekanizmamız var mı?”

Sözleşmelerdeki uzlaşma hükümleri, ihtilaf ortaya çıktığında zaman değil, ilişkilerin başında uyuşmazlık çözümü çerçevesini bir yere koyar. Uzlaşma konusunda anlaşan taraflar, süreci kullanır hale gelir. Akılları aslında toplantılara, görüşmelere uyum sağlamış hale gelir ve uyuşmazlıkların belirlenmesi ve menfaatlerin belirlenmesinden ve mutabakata varılan amaçlara ulaşmak için ilişkilerin korunmasından dolayı sonra uyuşmazlıkların çözülmesi gelir. Deneyimli arabulucular, taraflara gelecekteki ihtilafları engellemek için sözleşme akdedilmesinde yardımcı olabilirler. Uyuşmazlık ortaya çıktığında bunu çözmek için bir mekanizmaya sahip olarak hali hazırdaki bilginin de değeri vardır. Hukuki ihtilaflardaki üç ila beş yıl sonra istenen eksik bilgiler aslında, hemen ele alındığında engellenebilir uyuşmazlığa körükle gitmektir.

Kişi; sözleşmeler, yönetim kurulu ilişkileri vb. ile ilgili düşündüğünde karşılıklı olarak güven - anlaşma gerekmektedir. Mutabık kalınan amaçlara ulaşmak için bir inşaat sözleşmesi örneğin ortak bir sorunun çözümü olumlu bir anlaşma, paydaşların menfaatine olmalıdır. Yönetim aracı olarak uzlaşma, güven ve mütekabiliyete dayalı ilişkilerin inşaası, desteklenmesi iyi bir yönetimdir.

Eğer bu doğru ise, kuruluşun tüzüğünde, müzakere, uzlaşma ve tahkim maddeleri olmalı mıdır? Bu, sermaye sağlayıcılara, müdürlere, yöneticilere, çalışanlara ve paydaşlara uyuşmazlıklarını ele almaları için kolayca hazır bir mekanizma verecektir. Akılları, sözleşmeyle tanımlanmış amaçlara ulaşmak için çözümlere uyum sağlayacaktır.

Uzlaşma, tarafların hakemin veya hakimin asla yapamayacağı yeni çözümler üzerinde anlaşmalarıyla sonuçlanabilir. Daha hızlı, ucuz, gizli olur ve ilişkileri korurken, hukuki davalar, daha az mücadelecidir ve ilişkileri yıpratır. İdari zaman masrafından tasarruf olur ve azalan işe odaklanma da engellenir. Kişinin dava açması gerektiğinde evraklar ortaya çıkarılır, olaylar hatırlanır, tanıklar aranır, soruşturma yapılır vb. gibi- tümü işinden alıkoyar.

Müdürlerin özen gösterme görevi, bir ihtilaf ortaya çıktığında bunları mümkün olduğunca etkili, verimli ve de süratle çözmek ve uyuşmazlıkları yönetmek için bir mekanizmayı sağlamak için çaba göstermesini gerektirmelidir.

Kanada gibi birçok ülkede mahkeme kayıt memuru davacıya duruşma günü vermeden önce uzlaşma (barışma) konferansı toplanmalıdır. Böylece Kanada’da etkin olarak uzlaşma ve diğer hükümler zorunludur. Ben bir hakim, uluslararası hakem ve arabulucu olarak talihli konumda bulundum. Çok iyi bilinen yani mahkeme kapılarına ulaşmadan önce yargılama yapılmadan şirketlere ait uyuşmazlıkların yüzde 80’den fazlasına tanık oldum. Mahkeme aşamasında, kalanın yüzde 80’i karara bağlanır. Duruşmaya gidenlerden çoğu, birkaç mücadeleci olmayan günün ardından karara bağlanır.

Yeni ticaret tüzüğü vardır. Şirket farklı bir ışıkta görülmektedir. Toplumla bütündür ve aslında bir yönetim aracı olarak alternatif uyuşmazlık çözümü (ADR) mekanizmasının kullanılması sorusunu görmezlikten gelmeye daha fazla devam edemeyiz. Ben, Global Corporate Governance Forum (Global Kurumsal Yönetim Forumu) ve diğer kurumlarla birlikte kurumsal yönetim kurallarını birçok ülkeye tavsiye ettim. İyi bir kural geliştirmiş olmalarıyla ilgilenmemi asla durdurmadı ancak, bir kurumda uyuşmazlık ortaya çıkarsa bazı örneklerde bunun için duruşma günü almak on yıldan fazla sürebilmektedir. Bir ülkenin tarafların anlaşmalarının olmadığında mekanizmalarda gerekli işlemleri tespit edebilecek uzlaşma ve tahkimi idare etmek için iyi yönetilen ve güvenilir bir alternatif uyuşmazlık çözümü kurumuna ihtiyacı vardır.

Sözleşme tarafların akılları yönetim mekanizması olarak alternatif uyuşmazlık çözümü mekanizmasına uyum sağlarsa çok büyük kurum sancıları ve ıstırapları engellenebilir. Uyuşmazlıkları etkili ve verimli şekilde çözebilecek bir konumda olmak iyi bir yönetimdir böylece ilişkiler korunur.

Kurumsal yönetim alanında alternatif uyuşmazlık çözümü mekanizmalarının kullanımı üzerine temel çalışmaya liderlik etmek için Global Corporate Governance Forum (Global Kurumsal Yönetim Forumu) girişimini hoş karşıladım. Bu yayın, bu yönde önemli ilk adımı oluşturmaktadır. Hem kurumsal yönetimle ilişkili uyuşmazlıkların çözülmesindeki uzlaşmanın rolü hem de yönetim kurulunun yönetim aracı olarak uzlaşmanın kullanımın hitap edecek yeni araç takımının geliştirilmesini de bekliyorum. Buna çok ihtiyaç var ve bu konuda forumun liderliği nedeniyle çok heyecanlıyım.

Mervyn E. King hakkında

Kurumsal yönetim gurularından biri olan ve 15 Ocak 2008 tarihindeki Uluslararası konferansımızın onur konuğu olan Mervyn E. King, Güney Afrika Yüksek Mahkemesi Baş Danışmanı ve eski yargıcıdır. King Johannesburg, Londra ve Lüksemburg Borsası’nda yer alan birçok kuruluşun direktörlüğünü yapmış ve Yönetim Kurullarında görev almıştır. “King Committee on Corporate Governance Başkanlığı”, Advertising Standards Authority Başkanlığı, Securities Regulation Panel üyeliği görevlerini yürüten King, Commonwealth Association of Corporate Governance Başkanlığı, International Corporate Governance Network yöneticiliği ve kurumsal yönetim konusunda Dünya Bankası özel sektör danışma kurulu üyeliği görevlerini yapmıştır. King ayrıca Güney Afrika Üniversitesi Ekonomi ve İşletme Bilimleri kürsüsünde profesör olarak görev almaktadır. Mervyn E. King en son olarak GRI Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapmaktadır.


BÜYÜTEÇ

“TRANSFER FİYATLANDIRMASI” KAVRAMI

1. Vergisel Boyut

Ülkemizde 1 Ocak 2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe giren 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13.maddesi ile beraber daha önce 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yer alan “örtülü kazanç dağıtımı” düzenlemesi “Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı” başlığıyla 1 Ocak 2007 tarihinden başlayarak yürürlüğe girmiştir.

Transfer fiyatlandırmasının genel olarak tanımı, “bir işletmenin gelir-gider veya kâr paylaşımı açısından bağıntılı olduğu, kâr paylaşımı açısından aynı çıkar birliğine dâhil olan ana şirket ve bağlı şirketlerde ya da yönetimi ve denetimi açısından hakim durumda olduğu şirket, iştirak ve şubeleriyle, karşılıklı olarak mal ve hizmet sunumunda uygulanan fiyatlamadır” şeklinde yapılmaktadır.

Bu noktadan hareketle “transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı” müessesesine bakıldığındaysa, esasen transfer fiyatlandırmasının, örtülü kazanç dağıtımının bir ön koşulu olduğu görülmektedir. Bu kapsamda, örtülü kazanç dağıtımı, “asıl amacı kar etmek olan kurumların ticari faaliyetleri sonucunda elde ettikleri karları, yakın ilişki içerisinde bulundukları bir kısım kişi veya kuruma, normal ticari icapların ötesinde özel menfaatler sağlamak suretiyle, aktarmalarına ve böylece bu karlar üzerinden kurumlar vergisi kaybına sebep olmalarına denilmektedir.”

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13. maddesinde de belirtildiği şekilde “kurumlar ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunurlarsa, kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla “örtülü” olarak dağıtılmış sayılmaktadır.” Örtülü olarak dağıtılan kazanç, dağıtımın gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla “dağıtılmış kar payı” veya dar mükellefler için “ana merkeze aktarılan tutar” olarak değerlendirilmektedir. Bu kapsamda yapılacak düzeltmeler hususunda ise Kanun’da “daha önce yapılan vergilendirme işlemlerinin, taraf olan ilişkili kuruluşlar nezdinde düzeltmeye tabi tutulabileceği” görülmektedir. Düzeltme yapılabilmesi için örtülü kazanç dağıtan ilişkili kuruluşun vergilerinin kesinleşmiş ve ödenmiş olması gerekmektedir. Bu noktada belirtilmesi gereken noktada transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımında düzeltme kavramının, 5520 sayılı Kanun kapsamında mevzuatımıza ilk kez girmiş bulunduğu belirtilmelidir.

Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazançlar vergiye tabi olan kurum kazançlarının tespitinde indirim konusu yapılamamakta ve bu nedenle söz konusu kazanç üzerinden kurumlar vergisi alınmaktadır. 

Gelir Vergisi Kanunu’nda ise bu kanunun 41’inci maddesinin (5) numaralı bendinde, teşebbüs sahibinin ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit edilen bedel veya fiyatlar üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunması halinde, emsallere uygun bedel veya fiyatlar ile teşebbüs sahibince uygulanmış bedel veya fiyat arasındaki işletme aleyhine oluşan farklar işletmeden çekilmiş sayılacağı belirtilmektedir. Bu kapsamda, Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında Genel Tebliği’nde de belirtildiği şekilde teşebbüs sahibi tarafından bir mal veya hizmet alım ya da satımının yapılmış olması, teşebbüs sahibinin bu mal veya hizmet alım ya da satımını ilişkili kişilerle yapmış olması, bu mal veya hizmet alım ya da satımında “emsallere uygunluk ilkesi”ne aykırı olarak fiyat veya bedel tespiti yapılmış olması halinde emsallere uygun bedel veya fiyat ile teşebbüs sahibince uygulanmış bedel veya fiyat arasındaki işletme aleyhine oluşan farklar işletmeden çekilmiş sayılacaktır.

Gelir Vergisi Kanunu’nun uygulanmasında “teşebbüs sahibi” ifadesi, ticari ve zirai kazanç yönünden gelir vergisine tabi gerçek kişiler ile adi ortaklıkların ortakları, kolektif şirketlerin ortakları, adi ve eshamlı komandit şirketlerin komandite ortaklarını kapsamaktadır.

1.1. Kavramlar

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13.maddesinde hükme bağlanan “transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı” nın içeriğine bakıldığında bazı kavramlar görülmektedir. Madde hükmünün anlaşılması bakımından bu ifadelerin içeriğinin açıklanması gerekmektedir. Buna göre;

  • “Kurum” ifadesi, “sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşları, dernek veya vakıflar ile bunlara ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklıklarını kapsamakta”
  • “Gerçek kişi” ifadesi, “G.V.K’nın uygulanmasında gerçek kişi olarak kabul edilip vergiye tabi tutulan şahıslar ile şahıs şirketleri ya da adi ortaklıkları kapsamaktadır.”
  • “İlişkili kişi” ifadesinin ise “kurumların kendi ortakları, kurumların veya ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek kişi veya kurum ile idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunduğu ya da nüfuzu altında bulundurduğu gerçek kişi veya kurumları, kurumların veya ortakların idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından nüfuzu altında bulundurduğu gerçek kişi veya kurumları, ortakların eşlerini, ortakların veya eşlerinin üstsoy (usul) ve altsoyu (füruu) ile üçüncü derece dahil yansoy hısımları ve kayın hısımlarını kapsamaktadır.

Ayrıca kazancın elde edildiği ülke vergi sisteminin Türk vergi sisteminin vergilendirme kapasitesi ile aynı düzeyde bir vergilendirme imkanı sağlayıp sağlamadığı ve bilgi değişimi hususu göz önünde bulundurularak Bakanlar Kurulu’nca ilan edilen ülkelerde veya bölgelerde bulunan kişilerle yapılmış tüm işlemler, ilişkili kişilerle yapılmış sayılacaktır. Bunun ise temelde vergi cennetleri (tax haven) ile mücadele hususunda güvenilirliğin sağlanmasına yönelik olduğu düşünülmektedir.

Madde metni içerisinde belirtilen ve açıklanması gereken bir diğer ifade ise “emsallere uygunluk ilkesidir”. 13. maddenin üçüncü fıkrasında geçen emsallere uygunluk ilkesi örtülü kazancın söz konusu olabilmesi için temel şart olarak düzenlenmiştir. Bu noktada ilişkili kişilerle yapılan mal veya hizmet alım ya da satımında uygulanan fiyat veya bedelin, aralarında böyle bir ilişkinin bulunmaması durumunda oluşacak fiyat veya bedele uygun olması emsallere uygunluk ilkesini ifade etmektedir. Emsallere uygunluk ilkesi doğrultusunda tespit edilen fiyat veya bedellere ilişkin hesaplamalara ait kayıt, cetvel ve belgelerin ispat edici kâğıtlar olarak saklanması zorunludur. Bu da yeni kanunda belgelendirmenin önemini ortaya koymaktadır. Emsallere uygunluk ilkesi kapsamında benimsenen tanımın OECD'nin "Uluslararası Şirketler ve Vergi İdareleri İçin Transfer Fiyatlandırması Rehberi" esas alınarak yapıldığı görülmektedir. Emsallere uygun fiyat ya da bedel, aralarında ilişkili kişi tanımı kapsamında söz konusu bu fiyat ya da bedeli

etkileyecek herhangi bir bağ, ilişki olmayan kişilerin, tamamen işlemin gerçekleştiği andaki koşullar altında oluşturduğu, piyasa ya da pazar fiyatı olarak da adlandırılan tutarı ifade etmektedir. Bu şekilde oluşan fiyat ya da bedel, işlem anında hiç bir etki olmaksızın objektif olarak belirlenen ideal tutardır. İlişkili kişiler arasında oluşan transfer fiyatının bu tutardan farklı olması halinde elde edilen kazanç; örtülü kazanç dağıtımı olarak kabul edilmektedir.

İlişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunulmasının kapsamı ise şu şekilde görülmektedir: alım, satım, imalat veya inşaat, kiralama ve kiraya verme, ödünç para alma ve verme işlemleri ile ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemlerin gerçekleştirilmesini kapsamaktadır. Dolayısıyla transfer fiyatlandırmasın kapsamı sadece mal ve hizmet alım veya satımı kapsamı ile sınırlandırılmamış diğer işlemlerin de bu kapsam içerisinde değerlendirildiği görülmektedir. Şirketlerin bu doğrultuda emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak işlem yapmaları durumlarında kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılmaktadır.

Kurumların, “transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı” maddesi kapsamında olumsuzluklarla karşılaşmamaları için ilişkili kişilerle yaptıkları işlemlerde uyguladıkları fiyat ve bedelleri yine maddedeki yöntemlerle tespit etmeleri ve ilişkili kişilerle işlemlerde uyguladıkları fiyat veya bedellerin, emsallere uygunluğundan emin olmaları gerekmektedir. Bu yöntemler ise şu şekilde belirtilmektedir.

1.2. Emsallere Uygunluk İlkesi, Emsal Bedelin Tespitinde Kullanılan Yöntemler ve Peşin Fiyatlandırma Anlaşmaları

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun ile birlikte transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı kapsamında emsal bedelin tespitine yönelik yöntemler açık olarak belirtildiği görülmekte ve bu kapsamda uluslararası düzenleme ve uygulamalarla uyum sağlanmaya çalışıldığı düşünülmektedir. Bu kapsamda bu yöntemlerin içeriğinin incelenmesi gerekmektedir. Bu bölüm dahilinde ele alınan bir diğer husus ise örtülü olarak dağıtılan kazancın kar payı sayılmasıdır. Bu kapsamda yapılacak düzeltme işlemleri kanun madde ve gerekçeleri ve bazı görüşler dahilinde ele alınmaya çalışılacaktır.

1.2.1 Emsal Bedelin Tespitinde Kullanılan Yöntemler

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında emsallere uygun fiyat ya da bedelin tespitinde mükelleflerin uygulayabileceği üç ayrı yöntem öngörülmüştür. Bu yöntemler, OECD’nin “Uluslararası Şirketler ve Vergi İdareleri İçin Transfer Fiyatlandırması Rehberi”nde de “geleneksel işlem yöntemleri” olarak öncelikle önerilen temel yöntemlerdir.

Mükellefler, ilişkili kişilerle yaptıkları işlemlerde bu yöntemlerden işlemin niteliğine en uygun olanını seçerek, söz konusu yöntem doğrultusunda fiyat ya da bedeli belirlemek durumundadırlar. Bu yöntemlerden hiç birisi emsallere uygunluk ilkesi çerçevesinde fiyat ya da bedel tespitine imkan vermiyorsa, mükellefler kendi belirleyecekleri bir başka yöntem ile söz konusu emsal fiyat ya da bedeli belirleyebileceklerdir. Ancak, bu şekilde bir belirleme yapılabilmesi için maddede öngörülen üç yöntemin de mevcut durum kapsamında uygulanabilme imkanının olmaması gerekmektedir. Bu durum, 13. maddenin dördüncü fıkrasının (ç) bendi ile geleneksel yöntemlerin yanında 4. yöntem olarak belirtilmiştir. Yöntemlerin hangi sıraya göre uygulanacağı hususunda Kanun’da herhangi bir öncelik sırası öngörülmemiştir. Bu noktada en uygun yöntemi belirleme şekli, işleme uygulanacak yöntemlerden birisinin, emsallere uygun fiyat ya da bedeli yansıtma açısından diğer yöntemlerden daha belirleyici olması durumudur. Bu kapsamda “işlemin niteliğine en uygun yöntem” belirlenmiş olacak, uygulanacak yöntem olarak söz konusu bu yöntem seçilecek, diğer yöntemlere başvurulmayacaktır. Dolayısıyla “işlemin niteliğine en uygun yöntem” yöntemin belirlenmesinde bir kıstas olarak kullanılmaktadır.

1.2.1.1. Karşılaştırılabilir Fiyat Yöntemi

Bu yöntem dahilinde karşılaştırılabilir durumlarda, karşılaştırılabilir kontrol dışı bir işlemde transfer edilen ürün veya hizmetler için belirlenen fiyat ile kontrollü bir işlemde transfer edilen ürün veya hizmetler için belirlenen fiyat karşılaştırılmaktadır. Söz konusu karşılaştırmada farklılıkların olması durumunda bağlı işletmelerle olan ilişkilerin emsale uygun olmadığı ortaya çıkabilmektedir. Bu kapsamda yöntemin 5520 sayılı Kanun gerekçesinde belirtildiği şekilde bu yöntemin uygulanabilmesi için ilişkili kişilerle yapılan işlemin, birbiriyle ilişkili olmayan kişilerin yaptıkları işlem ile karşılaştırılabilir nitelikte olması gerekmektedir. “Karşılaştırılabilir nitelik” kavramında belirtilen hususun ise “işleme konu mal veya hizmet ile işlemin koşullarının gerek ilişkili kişiler arasındaki işlemlerde, gerekse aralarında ilişki bulunmayan kişilerin arasındaki işlemlerde benzer nitelikte olması” şeklinde olduğu görülmektedir. Bu yöntemin en sık kullanılan ve vergi otoritelerince en çok tercih edilen yöntem olduğu görülmektedir. Ayrıca bu yöntem, emtia ticareti, komisyonlar, royalty ödemelerinde de tercih edilen bir yöntemdir.

1.2.1.2. Maliyet Artı Yöntemi

5520 sayılı kanun gerekçesi kapsamında maliyet artı yönteminde “emsallere uygun fiyatın, ilgili mal veya hizmet maliyetlerinin makul bir brüt kâr oranı kadar artırılması suretiyle hesaplanması” söz konusudur. Burada makul brüt kâr oranı, kullanılan kaynaklar, piyasa koşulları gibi unsurlar göz önüne alınarak tespit edilmektedir. Bu noktada makul brüt kar oranı söz konusu mal veya hizmetin ilişkisiz kişilere satılması halinde uygulanacak fiyatı yansıtan kâr oranını ifade etmektedir. Eğer şartlar uygunsa, işlemi yapan mükellefin bu mal veya hizmetlere ilişkin olarak ilişkisiz kişilerle yaptığı işlemlerde uyguladığı genel brüt kâr marjı (iç emsal), ideal oran olmaktadır.” Bu yöntem özellikle hammadde ve yarı mamuller ile imal edilen mallara ilişkin işlemlerde uygulama alanı bulmaktadır.

1.2.1.3. Yeniden Satış Fiyatı Yöntemi

Emsallere uygun fiyatın, işlem konusu mal veya hizmetlerin aralarında herhangi bir şekilde ilişki bulunmayan gerçek veya tüzel kişilere yeniden satılması halinde uygulanacak fiyattan makul bir brüt satış kârı düşülerek hesaplanmasını ifade etmektedir.

5520 sayılı kanun gerekçesinde de belirtildiği şekilde bu yöntemde emsallere uygun fiyat ya da bedelin tespitinde temel alınan unsur, “aralarında herhangi bir şekilde ilişki bulunmayan gerçek veya tüzel kişilere yapılması muhtemel satış ve bu satışta uygulanacak fiyat ya da bedeldir.” Varsayımlara dayalı olarak tespit edilen söz konusu fiyat ya da bedelden makul bir brüt satış kârı düşülerek ilgili işlem için emsallere uygun fiyata ulaşılmaktadır.” Yeniden satış yapan işletmenin amaçladığı brüt kâr marjından (yeniden satış kâr marjı) düşüldükten sonra kalan tutar, bağlı işletmeler arasında varlık transferi için emsale uygun fiyat olarak nitelendirilebilmektedir.

1.2.1.4. Mükellefler Tarafından Belirlenecek Diğer Yöntemler  

5520 sayılı Kanun’un 13. Maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında da belirtildiği şekilde emsallere uygun fiyatın tespitinde yukarıda belirtilen yöntemlerden hiçbirinin uygulanma imkanı bulunmuyorsa, mükellef kendi belirleyebileceği ve daha doğru sonuç ortaya çıkaracağını düşündüğü ve işlemin mahiyetine en uygun bir başka yöntemi de transfer fiyatlandırmasına konu işlemlere uygulayabilir.

Böyle bir durumda mükelleflerin iki seçeneği bulunmaktadır. Bu noktada mükellefler emsal bedelin tespitinde kendilerinin belirlediği yöntemleri uygulayabilecek veya 13.maddede yer almayan ancak OECD’nin “Uluslararası Şirketler ve Vergi İdareleri İçin Transfer Fiyatlandırması Rehberi”nde belirtilen uygulamaların yanında diğer ülkelerin uygulamalarında görülen yöntemleri de kullanabileceklerdir. Bu noktada Kanun gerekçesinde de bahsedilen ve bağlantılı şirketler arasındaki işlemlerden doğan karı temel alan bu yöntemler “kar bölüşüm yöntemi” ve “işleme dayalı net kar marjı yöntemleridir”. Bu yöntemlerin ve mükellefin kendi seçeceği yöntemin kullanılması ancak yukarıda sayılan üç “geleneksel yöntem”in kullanılmasına olanak bulunmadığı zamanlarda mümkün olmaktadır. Ayrıca bu yöntemlerin uygulanması sırasında mükellefin emsal tespitinin güvenilir olması açısından iç ve dış emsallere bağlı kalarak tespit yapması gerekmektedir. Bu kapsamda yine 5520 sayılı Kanun gerekçesi incelendiğinde “mükellefin ilişkisiz kişilerle yaptığı işlemlerde kullandığı fiyat ya da bedel” ölçü olarak alınmaktadır. Eğer bu durumda güvenilir bir sonuç elde edilemiyorsa bu sefer “dış emsal” kıstas olarak alınacaktır. Bu da “doğrudan benzeri nitelikteki mükellef ya da kurumların işlemlerin” esas alınmasını ifade etmektedir. Buradaki en önemli konunun güvenilir bir tespit yapmak olduğu görülmektedir. Mükelleflerin ayrıca kendi tespit ettikleri yöntemlerin hesaplanmasına yönelik olarak ellerinde bulunan tüm kayıtları saklama zorunluluğu bulunmaktadır. Tüm bu yöntemler dışında mükellefler Maliye Bakanlığı ile anlaşarak birlikte bir yöntem de belirleyebilirler.

1.2.1.5. Peşin Fiyatlandırma Anlaşmaları

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında 13. maddesinde getirilen düzenleme ile mükellef ile vergi idaresi arasında yeni bir sözleşme türü öngörülmektedir. Bu sözleşme türü OECD'nin 1995 yılında yayımlamış olduğu rehberde de önerilmiş olan ve birçok ülkenin vergi sisteminde yer alan bir uygulama olarak "Advance Pricing Arrangements” ya da “Advance Pricing Agreements” olarak adlandırılmıştır. Bu kavram Kanun metnine “Peşin fiyatlandırma anlaşmaları” olarak girmiş bulunmaktadır.

Bu noktada 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13. maddenin beşinci fıkra hükmüne göre kurumlar, transfer fiyatlandırması uygulamasında yöntem belirleme konusunda herhangi bir tereddüde düştükleri takdirde Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi ile bir anlaşma yapma yolunu tercih edebilirler. Ancak bunun bir takım şartları da bulunmaktadır. Bu noktada, anlaşma dahilinde belirlenen süre ve şartlar üç yılı aşmamak kaydıyla geçerliliğini koruyacaktır. Anlaşma dahilinde belirlenen şartlarda değişiklik olduğu takdirde yönteme ilişkin olarak yeni bir anlaşma yapılabilecektir. İdare, yapacağı ön değerlendirme ve analiz sonucunda mükellefin başvurusunu kabul edebileceği gibi, başvuruda gerekli değişikliklerin yapılmasını isteyebilmekte veya başvuruyu reddedebilmektedir.

İçerik itibariyle idare ile yükümlü arasında yapılan bir sözleşme olan peşin fiyatlandırma anlaşmaları vergi idaresi ile bağlı işletmeleri bulunan bir kurum arasındaki gönüllü müzakereler etrafında, kurumun dâhili fiyatlandırma planını oluşturacak ve böylelikle kurumun vergi yükümlülüğünü belirleyecek şekilde, belirli bir dönemde kontrollü işlemlerde uygulanacak fiyatlandırma yöntemi konusunda varılan bağlayıcılı bir ön anlaşmadır.

Üç yıl süre için belirlenen bu yöntem, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere mükelleflerin herhangi bir eleştiri veya ceza riski olmaksızın planlama yapma konusunda kendilerine bir hareket yapabilme imkanı tanımaktadır.

Peşin fiyatlandırma anlaşmasının temel amacı, mükelleflerin ilişkili kişilerle yapacakları mal veya hizmet alım ya da satımında uygulayacakları transfer fiyatlandırmasına ilişkin olarak karşılaşılabilecek olası vergi ihtilaflarının önüne geçmektir.

Peşin fiyatlandırma anlaşmalarının niteliklerine bakılacak olursa, mevzuatımıza yeni giren bu anlaşma tipinin mevzuatımızda yer alan uzlaşma ve muktezadan farklı olduğu görülmektedir. Bilindiği gibi uzlaşmada vergi idaresi vergi alacağının bir bölümünden feragat etmektedir. Bunun yanında uzlaşmada bir uyuşmazlık idari aşamada çözülmektedir. Bu yönleri ile uzlaşma ile peşin fiyatlandırma anlaşmaları birbirinden farklı görünmektedir. Durum muktezalar açısından ele alındığında ise muktezaların herhangi bir şekilde mükellef nezdinde vergi uygulaması kapsamında belirsiz olan durumların aydınlatılmasını sağlayan bir yapı olduğu görülmektedir. Tek taraflıdır ve muktezalar için bir sözleşme yapılmamaktadır. Ayrıca hukuki sonuçları açısından da bağlayıcı değildir. Bu durumda muktezaların da bağlayıcı bir sözleşme olan “peşin fiyatlandırma anlaşmaları”ndan farklı bir yapıda olduğu görülmektedir.

22 Nisan 2008 Tarihli ve 26855 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve 1 No’lu Genel Tebliğ’de değişiklik yapan “Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında 2 Numaralı Genel Tebliğ’e göre "Peşin fiyatlandırma anlaşmasının kapsamına kurumlar vergisi mükelleflerinin girdiği ve bu kapsamda, 01/01/2008 tarihinden itibaren Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı'na kayıtlı mükelleflerin, 01/01/2009 tarihinden itibaren ise tüm kurumlar vergisi mükelleflerinin ilişkili kişilerle yaptıkları yurt dışı işlemlerine ilişkin olarak belirlenecek yöntem konusunda İdare'ye başvurmalarının mümkün bulunduğu belirtilmektedir. Ayrıca, 01/01/2009 tarihinden itibaren serbest bölgelerde faaliyette bulunmayan tüm kurumlar vergisi mükellefleri ile bu bölgelerde faaliyette bulunan kurumlar vergisi mükelleflerinin birbirleriyle ilişkili kişi kapsamında yaptıkları işlemlere ilişkin olarak belirlenecek yöntem konusunda İdare'ye başvurmalarının mümkün olduğu belirtilmektedir.

Buna göre,  01/01/2008 tarihinden itibaren Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı'na kayıtlı mükelleflerin ilişkili kişilerle yaptıkları yurt dışı işlemleri, 01/01/2009 tarihinden itibaren ise, “tüm kurumlar vergisi mükelleflerinin ilişkili kişilerle yaptıkları yurt dışı işlemleri, tüm kurumlar vergisi mükelleflerinin serbest bölgelerde faaliyette bulunan kurumlar vergisi mükellefleri ile ilişkili kişi kapsamında yaptıkları işlemleri, serbest bölgelerde faaliyette bulunan kurumlar vergisi mükelleflerinin bu bölgelerde faaliyette bulunmayan kurumlar vergisi mükellefleri ile ilişkili kişi kapsamında yaptıkları işlemleri” ile ilgili olarak belirlenecek yöntem konusunda İdare'ye başvurmalarının mümkün olduğu belirtilmektedir.

1.2.1.6. Belgelendirmenin Önemi

Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımında en önemli yeniliklerden birisi de emsaline uygun fiyatın tespiti ile ilgili ispat mükellefiyetinin mükellefe bırakılmasıdır. 5520 sayılı Kanun ile birlikte emsaline uygun fiyat tespiti ile ilgili olarak her türlü belge, bilgi ve kayda esas belge derecesinde saklanma zorunluluğu getirilmiştir.

5520 sayılı K.V.K.’nın 13.maddesi ve madde gerekçesi birlikte incelendiğinde bu düzenleme ile hangi tespit yöntemi seçilmiş ise o yöntemin seçilme gerekçelerini açıklayan en önemli unsurların, o yöntemle ilgili hesaplamalar yapılırken kullanılan her türlü kayıt, bilgi, belge olduğu belirtilmiş ve bu kayıtların tutulması ve saklanmasının önemi vurgulanmıştır. Bu düzenleme ile mükellef hesaplamalarının artık ciddi bir evrak haline geldiği görülmektedir.

Belgelendirmenin önemi peşin fiyatlandırma anlaşmaları kapsamında da görülmektedir. Bu kapsamda mükelleften, ilişkili kişiler, son üç yıla ait finansal veriler, geleceğe dönük ekonomik varsayımlar, kurumun fonksiyonları ve sahip olduğu riskleri içeren tüm bilgilerle, mükellefin kişisel bilgileri de istenmektedir. Belgelendirmedeki amaç transfer fiyatlandırmasının yapılmasındaki sürecin anlaşılması ve hesapların ayrıntılarının gösterilmesidir. Bu doğrultuda emsal bedelin tespitinde kullanılan yöntemler kapsamında da belirtildiği şekilde tespitte kullanılan her türlü belgenin saklanması önemli bir husus olarak ortaya çıkmaktadır. Çünkü vergi idaresi yetkililerin incelemeleri sırasında bu belgelerin istenmesi halinde belgelerin ibraz edilmesi zorunlu olacaktır.

1.3. Örtülü Dağıtılan Kazancın Kar Payı Sayılması 

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile birlikte 5422 sayılı Kanun’da “örtülü kazanç” düzenlemesine getirilen bir yeniliğin de örtülü yoldan dağıtıldığı belirlenen kazanç için bu kazancı dağıtan yönünden kar dağıtımı, örtülü kazanç temin eden kişi yönünden ise kar payı olarak kabul edilmesi durumu olarak görülmektedir.

5520 sayılı Kanunun 13. Maddesinin altıncı fıkrasında tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazancın Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulamasında, bu maddedeki şartların gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibariyle dağıtılmış kar payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılacağı belirtilmektedir. Bunun yanında daha önce yapılan vergilendirme işlemlerinin, taraf olan mükellefler nezdinde buna göre düzeltileceği ancak, bu düzeltmenin yapılması için örtülü kazanç dağıtan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olmasının şart olduğu da hükme bağlanmıştır.

1.4. “Transfer Fiyatlandırması, Kontrol Edilen Yabancı Kurum ve Örtülü Sermayeye İlişkin Form”

Maliye Bakanlığı’nın görüş ve düzenlemelerini içeren “Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında 1 No’lu Genel Tebliğ” kapsamında, kurumlar vergisi mükelleflerin, ilişkili kişilerle bir yıl (takvim yılı) içerisinde gerçekleştirmiş oldukları mal veya hizmet alım ya da satım işlemleri ile ilgili olarak 2 numaralı ekte “Transfer Fiyatlandırması, Kontrol Edilen Yabancı Kurum ve Örtülü Sermayeye İlişkin Form” yer almaktadır. Mükellefler, bahsedilen formda yer alan transfer fiyatlandırması, kontrol edilen kurum kazancı ve örtülü sermayeye ilişkin işlemlerin birinin veya birkaçının bulunması durumunda sadece bu işleme ilişkin kısmı dolduracak olup, formda belirtilen söz konusu işlemlerin bulunmaması durumunda formu doldurmayacak ve beyanname ekinde de göndermeyeceklerdir. Bu noktada mükelleflerin transfer fiyatlandırmasına konu olacak işlemler kapsamında bu formu doldurarak kurumlar vergisi beyannamesinin ekinde, bağlı oldukları vergi dairelerine göndermelerinin bir zorunluluk olduğu ortaya konulmuştur. Bu kapsamda transfer fiyatlandırması işlemleri kapsamında ilişkili kişilerin belirtilmesi, ilişkili kişilerle yapılan işlemlerin belirlenmesi, ilişkili kişilerle yapılan işlemlerde uygulanan transfer fiyatında kullanılan yöntem veya yöntemlerin belirlenmesi, kurumların yurtdışı iştiraklerine ilişkin bilgilerin belirlenmesi gerekmektedir.

Buna göre Büyük mükellefler Vergi dairesi Başkanlığı’na kayıtlı mükelleflerin bir hesap dönemi içinde ilişkili kişilerle yaptığı yurt içi ve yurt dışı işlemlerine ilişkin; diğer kurumlar vergisi mükelleflerinin ise bir hesap dönemi içinde ilişkili kişilerle yaptığı sadece yurtdışı işlemlerine ilişkin olarak 1 No’lu Tbeliğ’in 3 numaralı ekinde yer alan biçimde “Yıllık Transfer Fiyatlandırması Raporu”nu beyanname verilme süresi içerisinde hazırlamaları ve bu süreden sonra istenmesi durumunda da idareye veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanara ibraz etmeleri zorunlu kılınmıştır.

22 Nisan 2008 tarihinde yayımlanan “Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında 2 No’lu Genel Tebliğ” ile de 1No’lu Genel Tebliğ’de değişiklikler yapılmıştır. Buna göre 7.1. bölümün üçüncü bendinde yapılan değişiklikle Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığına kayıtlı mükellefler ile serbest bölgelerde faaliyette bulunan kurumlar vergisi mükellefleri dışındaki diğer kurumlar vergisi mükelleflerinin ilişkili kişilerle yaptıkları yurt içi; gelir vergisi mükellefleri de ilişkili kişilerle yaptıkları yurt içi ve yurt dışı işlemlere ilişkin olarak tebliğde yer alan bilgi ve belgeleri, istenmesi durumunda, İdare'ye veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara ibraz etmeleri gerektiği belirtilmektedir.

Bunun yanında aynı bölüme eklenen yeni bir bend ile "Tüm kurumlar vergisi mükelleflerinin 01/01/2008 tarihinden itibaren serbest bölgelerde bulunan ilişkili kişilerle yaptıkları işlemlerin Yıllık Transfer Fiyatlandırması Raporuna dahil edilmesi gerektiği ve ayrıca, serbest bölgelerde faaliyette bulunan kurumlar vergisi mükelleflerinin de 01/01/2008 tarihinden itibaren ilişkili kişilerle yaptıkları yurt içi işlemlerine ilişkin olarak Tebliğde belirtilen bilgi ve belgeleri içeren Yıllık Transfer Fiyatlandırması Raporunu kurumlar vergisi beyannamesinin verilme süresine kadar hazırlamaları ve bu süre sona erdikten sonra istenmesi durumunda İdare'ye veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara ibraz etmeleri zorunluluğu getirilmiştir.

Mehmet ERGİNAY
TKYD Proje Uzmanı


AYIN MAKALESİ
“ETİK LİDERLİK”
Ali Midillili
TEDMER Yönetim Kurulu Başkanı

Yol Haritası

Kurumsal etik kavramı tüm dünyada yeni ve farkındalık yaratacak bir yönetim anlayışına duyulan ihtiyaçla beraber ‘anglo-saxon’ dünyasında doğdu. Bu konuda A.B.D.’nin öncülüğünde kurulan ve kar amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşları kurumsal etik çalışmalarını 1980’li yılların başında başlattılar. Bugün gerek kamu, gerekse özel sektörlerinde, başta halka açık kurumlar olmak üzere, giderek artan bir kabul gören etik yönetimi, son yıllarda Türkiye’de de ilgi görmeye başlamıştır. 1970’lerin “kurumsallaşma”, 1980’lerin “kalite odaklılığı”, 1990’ların “iyi yönetişim” uygulamalarından sonra 2000’li yılların ön planda olan uygulaması “etik yönetimi ve liderliği” olacaktır.

Bugüne kadar halka açık kurumlarda, yönetim kurulu seviyesinde, var olan tüzükleri, icrai ve idari davranış usulleri ve bunları destekleyen görevlerin ayrışması ve sorumlulukların tanımlaması ve hatta hukuki yükümlülüklerinde belirlenmesi gibi yaklaşımlar bir noktaya kadar bu kurumlara bir farkındalık sağlamış, fakat karar alma süreçlerinde etik değerlerin belirleyeceği ve yönlendireceği “davranış standartları’na” olan ihtiyacı giderememiştir.

Davranış standartlarının belirlenmesi için gerekli olan kodlamaların önemi, hukuki yaptırımların, kurumlarda iş yapma kurallarının, dahili ve harici denetimlerin, görev ve sorumluluk tanımlamalarının ötesinde, tüm bu uygulamaları tamamlayıcı bir katma değer yaratmasındadır. Davranış kodları, her kuruma özgü olması gereken davranış ilkelerinin tanımlamasıdır. Bu ilkeler bizlere hukuki ve kurumlara mahsus kurallar silsilesinin ne için var olduğunu, davranışlarımızı nasıl etkilediğini, bu kurallara karşı geldiğimizde yaptırımların ne olacağını, ve bazı durumlarda bu kurallar silsilesinin yetersiz olduğunda ve bizim bir yorum getirmemiz gerektiğinde, neleri nasıl yapmamız gerektiğine rehberlik eder ve anlamamıza yardımcı olur.

Neden kodlar

Kodlar, bizlerin iş hayatında pragmatik yaklaşımımızı sağlayacak bir kılavuzdır. Genel olarak, bu kılavuz içinde belirtilen “değerler” ve “ilkeler” icraat ve uygulamada karşılaşılacak olan belirsizlikler ve boşluklardan örnekler vererek, gerek icraatın içinde bulunanları, gerekse yönlendirme konumunda olanları, kurum ilkeleri ve değerleri doğrultusunda karar almalarında yardımcı olur. Bir örnek vermek gerekirse, bir yönetim kurulunun nasıl adil davranacağı o kurumun tüzüğünde belirtilmeyebilir. Tüzük de bir ‘çıkar çelişkisi’ durumunda yönetim kurulu kararına iştirak etmemenin usulü belirtilmiş olabilir ama böyle bir durumda adil karar alabilmek için gereken bağımsızlığın, çıkar çelişkilerinin ve kişisel/kurumsal çıkarların önceliklerinin tanımlamaları yapılmamış olabilir. “Çıkar çelişkisinin” tanımının olmadığı bir kurulda kimin ‘daha çok adil’ veya ‘daha az adil’ davrandığının belirlenmesi mümkün olmayabilir. Adil davranmanın ‘azı’ veya ‘çoğu’ olmamalıdır. Bu bir standarda oturtulmalı ve herkes tarafından aynı şekilde bilinmelidir.

Kodlar, kurumlarda tüm çalışanların o kurumun değerlerini ve ilkelerini anlamasında, kendinden beklenenleri bilmesinde ve uygulamada bu doğrultuda davranmasında yardımcı olur. Ortak kelimeler havuzu oluşturarak, kurul üyelerinin etik açıdan daha iyi ve daha tutarlı bir hizmet vermelerini temin eder. Kurum içinde etik bilgi paylaşımı ve iletişiminin ortak söylemler ile başlamasını sağlar ve çalışanların belirsizlik ve baskı anlarında, tüm kurallar silsilesine rağmen, yanlış kararlar almalarını önler.

Sonuç olarak kodlar yönetim kurullarına farklı bakış açıları vererek daha verimli çalışmalarını sağlar.

  • Kodlar, etik kılavuz ve uygulama belgesinin hazırlanmasını temin eder. Bir kurumun, yönetim kurulu üyelerini en üst düzeyde etik standartlar doğrultusunda hareket etmesini sağlar. Detaylı olarak doğru ve yanlışın tanımını yaparak toplum içinde bir farkındalık ve saygınlık yaratır.
  • Kodlar, kurumun beklentisi ve niyetini yönetim kurulu üyelerine açıkça belirtmesini ve bunu hukuki bir zemine oturtmasını sağlar.
  • Kodlar, pragmatik örneklemeler ile her çalışanının belirsizlik be baskı anlarında, standart haline getirilmiş ortak değerleri ve ilkeleri sayesinde, daha verimli kararlar almalarını sağlar.
  • Kodlar, kurumlara özellikle değişim veya belirsizlik dönemlerinde doğru kararlar alınması konusunda yardımcı olur.
  • Kodlar, kurumun içinde var olduğu toplumu yönetim kurulunun dikkatine getirir. Yönetim kurulu üyelerinin sadece hissedarları temsil etmediklerine, toplumu ve diğer tüm pay sahiplerini de temsil ettiklerini hatırlatır. Kurumların toplumlar müsaade ettiği sürece var olacaklarını ve dolayısı ile topluma olan sorumluluklarını göz ardı etmemelerini ve etik olmalarını talep eder.

Kodların hazırlanması

Kodlar bir boşluk içinde kendiliklerinden oluşmazlar. Tüzüklerin, görev ve sorumluluk tanımlamalarının yerine geçemezler. Başlangıç noktası, öncelikle yönetim kurullarının görev alanları ve sorumluluk yetkilerini ve faaliyetlerinin ne olduğunu anlamaktır. Kurulların nasıl işleyeceği kurumların tüzüklerinde, hukuki bir çerçevede, belirlenmiştir. Bunlar genellikle, o kurumun içinde bulunduğu toplumun hukuk kuralları ve diğer denetimsel yaptırımları doğrultusunda hazırlanırlar. Bunların pek çoğu birbirine benzer.

Kurulların nasıl çalışacağını kurumların hukuki ve idari yapıları belirler. Kurula verilen görevler ve sorumluluklar önceden belirlenir. Bu sorumlulukların bazıları şunlar olabilir:

  • Yatırımcıların ve hissedarların çıkarlarını gözetmek ve temsil etmek
  • Misyon, vizyon ve değerler açılarından kurumun liderliğini üstlenmek ve yönetmek
  • Strateji ve stratejik hedefler açılarından icraattan sorumlu liderleri yönlendirmek ve takip etmek
  • Kurumun finansal açıdan iyi olmasını temin etmek
  • Kurumun operasyonel verimliliğini gözetlemek
  • İcra kurulu başkanını seçmek ve performansını takip etmek
  • Üst düzey yöneticiler için bir danışma mercii olmak
  • Kurulun kendini denetlemesi ve değerlendirmesini yapmak
  • Tüm bunların yapılabilmesi için gereken yapıların oluşturulmasını ve sistemlerin kurulmasını temin etmek

     
Kodlar kurumun öz değerleri ve ilkelerinin yönetim kurulu seviyesinde nasıl yorumlanması gerektiğinin tek aracıdır. Bu değer ve ilkeler oluşturulurken, ideal bir sayı yoktur. Her kurum son kararı kendi vermelidir. ABD’de bu sayı 7 ila 10 arasındadır. Bazı değer ve ilkeler, temel değer ve temel ilkelerin altına konulabilir. Örnek olarak, ‘taciz olmayan bir iş ortamı’ değeri başlı başına bir temel değer olabilir veya ‘başkalarına saygı’ temel değerinin altına konulabilir. Bu sıralama ve konumlama yönetim kurulunun takdirindedir.

Etik standartları oluşturmak için kullanılan kurumsal değerlerin bazıları şunlardır:

  • Hesap verilirlik
  • Cesaret
  • Mükemmeliyetçilik
  • Adil olmak
  • Dürüstlük
  • Onurlu davranmak
  • Bağımsızlık
  • Doğruluk ve dürüstlük bütünlüğü içinde olmak
  • Lider olmak
  • Kaliteye odaklanmak
  • Müşteri odaklılık
  • Sorumluluk
  • Saygı
  • Sosyal sorumluluk
  • Sürdürülebilir kalkınma/büyüme
  • Güven
  • Şeffaflık

Yukarıda belirtilen değerlerin bir kısmını kurumsal değerler (mükemmeliyetçilik, sürdürülebilir kalkınma, müşteri odaklılık gibi), bir kısmını da etik değerler (dürüstlük, doğruluk, adil olmak gibi) olarak değerlendirebilirsiniz.

Etik davranış standartlarının oluşturulması

Etik değerler, kullanılabilir bir kod sisteminin temelini oluşturmakla beraber tek başına yeterli değildir. Önemli olan bu değerlerin, davranış biçimlerine tercüme edilmesi ve bunu yaparken de kullanılacak üslubun seçimidir. Örnek olarak burada ‘dürüstlüğü’ ve ‘adil olmayı’ kullanabiliriz. Bu tanımlamalar, kurumsal iş yapma açısından yapılır ve genellikle kısa olurlar.

  • Dürüstlük: Açık olmak; doğruyu konuşmak; yanıltma veya yanılgıya düşürme amacında olmayan; zor olsa bile doğruyu söyleyen; bilgi saklamamak ve gerekli tüm bilgileri paylaşmaya hazır olmak.
  • Adil olmak:  Sürekli ve tutarlı olarak aynı etik değerleri ve standartları herkese, her ortamda ve her konumda uygulamak; söylem ile eylemin birliktelik içinde olması; kimseye hak etmediği bir fayda sağlamamak veya hak etmediği bir zararı vermek; aynı zamanda böyle bir intibada bırakmamak.

Bu kısa tanımlamanın ardından davranış biçimleri veya yaklaşımları kullanarak örneklemelere gitmek gerekmektedir. Felsefi ve akademik davranış tanımlamaların dışına çıkarak, detaylı olarak anlamsal bir yönlendirmeye indirgemek ve aynı zamanda da ilgili her durumu kapsayacak bir genellemeye gitmek oldukça güç bir çalışmadır. Bunu yapacakların, kurum içinde iseler kurumlarını iyi tanımaları, kurum dışından iseler danışman olarak iş dünyasını ve etik uygulamaları iyi bilmeleri ve anlamaları gerekir.

Bunu biraz daha açabilmek için ‘adil olmak’ değerini ele alalım. Yukarıdaki örnek de de görüleceği gibi herkese aynı standart doğrultusunda davranmak, herkese eşit davranmak demek değildir. Çalışanlara iş disiplinleri açısından eşit davranmak doğru olabilir çünkü bunun takibi, kontrolü ve savunması daha kolaydır. Fakat buna adalet, hesap vermek, sorumluluk almak ve cesaret gibi değerler doğrultusunda yaklaşırsak, herkese eşit davranmak yanlış sonuçlar doğurabilir. Bunun en kolay örneği maaş ve primin içinde olduğu maddi paketlerdir. Adil olmanın anlamı maddi açıdan da sadece ve sadece eşit davranmak olsa idi, o zaman kurumlar içinde üretken ve katma değer yaratan çalışanlara büyük haksızlık yapılıyor olurdu. Her görev ve sorumluluk sahibi çalışanın eşit şekilde değerlendirilmesi, başarılı olanları kaçırıp, daha az başarılı olanlara adil olmayan bir getiri sağlamış olurdu. Bugünkü piyasa koşulları da daha başarılı olan çalışanları başka kurumlara yönlendirerek kendi kurumunun güç kaybetmesine sebep olurdu.

Doğal olarak toplumun bu konuda daha farklı bir görüşü olabilir. Eşitlikle üretkenlik bu bağlamda her zaman bir çelişki içinde olmuşlardır. Özellikle, üst düzey yöneticilere ödenecek maddi paketler, her zaman yönetim kurulu üyeleri ve diğer pay sahipleri için zor kararlar olmuşlardır. Dolayısı ile bir yönetim kurulu içinde bulunduğu topluma; “ biz kendimizi ve kurumun üst düzey yöneticilerini adil bir şekilde mükâfatlandıracağız”  demeden önce ‘adil olmanın’ tanımını çok iyi yapmış olması gerekir.

Adil olmak aynı zamanda çıkar çelişkisini de beraberinde getirir. Eğer alınan bir karar, başkalarının çıkarları ile birlikte, karar alan kişiye de bir çıkar sağlıyorsa bu bir çıkar çelişkisidir. Bunun en iyi örnekleri; halka açık şirketlerde yatırımcı ve hissedarların elinde olmayan bilgilerle kendilerine çıkar sağlamaları ve kamu çalışanlarının bulundukları konumları itibarı ile kendi servetlerini çoğaltmalarıdır. Bunlar Türkiye’de son 20 sene boyunca sürekli olarak yapılmaktadır.

Karar alma süreçlerinde, yönetim kurullarının bağımsızlıkları çok önemli bir unsurdur. Tüm bu değerlerin tarafsız bir şekilde uygulanabilmesi için kurulun bağımsızlığı son derece önemlidir. Bununla birlikte pay sahipleri açısından da bağımsızlığın derecesi ve sınırları eş derecede önemlidir. Dolayısı ile bağımsızlık değeri üzerine çok detaylı bir hukuki belge hazırlamanın veya tüm takdir yetkisini yönetim kuruluna bırakmanın, en verimli olabilecek diğer seçeneği ‘bağımsızlık ilkesinin’ detaylı bir tanımlamasını yapmak ve belirsizlik olduğu anlarda da nasıl bir çözüm aranması ve bunun için kimlerin devrede olması gerektiğini saptamak gerekir.

Etik kodların yönetimi ve liderlik sorumluluğu

Kodlarda, stratejik planlar gibi seri üretim sonucu ortaya çıkmazlar ve raflarda satın alınmak için bulunmazlar! Burada da izah etmeye çalıştığım gibi yaklaşım ve süreç oldukça standart görünebilir. Ama bunlar mutlaka ve mutlaka yönetim kurulu ve en üst düzey yönetimin katkıları ile hazırlanabilirler ve uygulanabilirler. Her kurulunun kodları farklı olacaktır, çünkü her kurul diğerinden farklıdır.

Kodlarda, stratejik planlar gibi bir kereye mahsus hazırlanmazlar. Etik kodlarında bir ömrü vardır ve değişen zamanlar, toplum beklentileri ve pay sahiplerinin talepleri ile kodlarda değişmelidir ve geliştirilmelidir. Dolayısı ile yönetim kurulları her sene etik kodlarını gözden geçirmeli ve gerekebilecek değişimleri yaptırmalıdır.

Bunu yapmanın yolu da, etik yönetimi açısından kurumsal bir yapının ve sistemin oluşturulmasından geçmektedir. Bu yapı ve sistem sayesinde etik değerlerin resmi ve kültürel karar alma süreçlerine oturtulması, takip edilmesi, ölçülmesi ve sürekli bilgi toplanması gerekmektedir. Ancak bu şekilde kurumsal bazda rakamsal bir genel değerlendirme yapılabilir ve yönetim kuruluna verimli bir şekilde geri dönümde bulunulabilir. Anketler, mülakatlar, eğitimler, alınan karaların etik analizlerinin yapılması, yönetim kurulunda etik üzerine alınmış kararlar ve yaklaşımların tüm kurum çalışanları ile paylaşımı gibi yöntemler kullanılarak etik yönetimi uygulanabilir. Ama mutlaka ve mutlaka, yönetim kurulu ve en üst düzey yöneticiler, başta icra kurulu başkanı olmak üzere, etik yönetiminin uygulaması konusunda kendilerini sorumlu tutmalıdırlar. Etik yönetiminin birebir günlük uygulaması icra kurulu başkanına bağlı bir yönetici tarafından yapılıyor olsa bile, bunun en son sorumluluğu yönetim kurulunda olmalıdır. Yönetim kurulu etik yönetiminin kurum içinde ‘doğruluk ve dürüstlük bütünlüğü’ içinde yapıldığını ve istisnalar olmadan uygulandığının güvencesi olmalıdır.

Etik kodlar dürüst ve namuslu insanların, kendilerine verilen işleri hakkını vererek ve başkalarının yararı için yapmalarına rağmen farklı bir seçenek olarak görülmemelidir. Etik yönetiminin amacı bunu sistematik olarak temin etmektir.

Etik kültürünün oluşumu için liderliğin 7 adımı        

Etik tavrın, inancın ve alınan yaklaşımın açıklanması: En üst düzey yönetim, tüm kurum çalışanlarına temel değerler ve ilkeler oluşturduğunu ve bunların tüm çalışanlar tarafından karar alma süreçlerinde istisnasız uygulama gerekliliğini açık ve anlaşılır bir şekilde belirtmesi. Bu alınan kararın bundan sonra o kurumun bütünlüğünün ayrılmaz bir parçası olacağının ve tüm karar alımlarında uygulanması gerektiğinin öneminin vurgulanması.

Kurumun resmi etik sistemlerinin kurulması: Kurum, etik yönetimi için gerekli sistemlerin kurulmasını, politika ve usullerin belirlenmesini ve davranış kuralların saptanmasını temin eder. Artık çalışanlar bunlara uymak zorundadırlar. Resmi yapılara örnek olarak şunları gösterebiliriz; etik değerler kılavuzu, davranış kuralları belgesi, etik politikaları, etik gözetim kurulu, etik anketler, etik yönetimi sorumlusu ve görevleri, etik arama merkezi ve diğer etik yönetimi uygulamaları gibi.

Beklentilerin kültürel sistem vasıtası ile kurum içi iletişimi: Kurumun her kademesinde bulunan liderler gerek söylemlerinde gerekse eylemlerinde tutarlı ve sürekli olarak etik beklentilerini çalışanlarına iletebilmelidirler. Bu yaklaşım, resmi yapının varlığını güçlendirecek ve bilinirliliğini arttıracaktır. Liderlerin kendilerinin örnek teşkil etmeleri başarılı iletişim ve etkileşimin ön şartıdır.

Etik politikasını ölçümleyerek mükafatlandırma:  Ölçümleme ve mükafatlandırma kullanılarak, çalışanların kurum etik politikasına sadık kalmaları ve bunu kullanmaları teşvik edilir. Başarı ile etik davranış birbiri ile özdeşleşmeye başlar.

İletişim ve eğitim stratejilerinin oluşturulması: Stratejik iletişim kampanyaları ve eğitim programları kullanılarak, her çalışanın etik politikalar konusunda bilgisi arttırılır, bu politikalara verilen önemin altı çizilir ve kurum içinde bir etik kültürü oluşturmaya başlanır. Çalışanlar söylemleri eylemlere çevirmeye başlarlar ve genel olarak etik uygulamalar konusunda duyarlılık ve tatmin artmış olur.

Kritik olaylara doğru yaklaşım:  Üst düzey yönetimin kurum için dönüm noktası teşkil edecek kritik olaylar karşısında takınacağı doğru tutum, onlarında etik yönetimine verdikleri önemi vurgulayacak ve tüm çalışanlar için bir referans oluşturacaktır. Etik standartlara uyumun sadece orta ve alt kademelere için geçerli olmadığı, üst kademelerde de çok önemsendiğinin mesajı verilecektir. Bu şekilde alınan bir doğru karar, bir kurumun tüm karar alma kültürünü etik değerler lehine bir günde değiştirebilir.

Gizli bir ajandanın var olduğu yanılgısının oluşmasını önlemek: Çok kritik olup da kontrolü en güç unsurlardan biri, kurum çalışanlarının üst düzey yönetimi, etik yönetimi konusunda samimi ve inandırıcı bulmamalarıdır. Etik kültürün oluşumunda tüm çalışanların yaklaşımının bu kadar önemli olduğu bir bağlamda, üst düzey yöneticilerin niyetleri ve amaçları konularında olumsuz veya yanlış bir görüşün oluşması çok büyük bir tehdittir. Dolayısı ile, üst düzey yöneticiler kendi çıkarlarını ön planda tutuyorlar gibi bir intibayı oluşturacak söylem veya eylemlerden itina ile kaçınmalıdırlar.
Türkiye’de etik yönetiminin bir an önce yaygınlaşmasını temenni ederken, bu konuda benimde kurucusu,  uzun bir dönem yönetim kurulu üyesi ve şimdi başkanı olduğum Türkiye Etik Değerler Merkezi Vakfı  (TEDMER) vasıtası ile, 20 senenin üzerinde biriktirmiş oldukları ‘know-how’’ bizlerle paylaşan Ethics Resources Centre’a (ERC) teşekkür etmek isterim.

Ali Midillili hakkında

Ali Midillili 1959 yılında İstanbul'da doğdu. Orta ve lise öğrenimini English High School'da tamamladı. ABD'de Clark University Ekonomi bölümünden mezun oldu ve yine aynı üniversitede iş idaresi üzerine master yaptı. TEDMER'in baş danışmanı olan Ali Midillili, 2004 Mayıs ayında MSearch Arama ve Değerlendirme danışmanlık firmasını kurdu." 2006 yılı itibariyle TEDMER Başkanlığı görevini üstlendi.

Şubat – Mayıs 2008 döneminde TKYD’ye katılan Üyeler

Sıra No Adı Soyadı Kuruluş Görevi
1 Abdurrahman Özkaynak Mepsan Petrol Cihazları San. Ve Tic. A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi, Kurumsal İlişkiler ve İç Denetim
2 Ahter Kutadgu Kutadgu Danışmanlık Yönetici Ortak
3 Ali Güral Güral Porselen Yönetim Kurulu Üyesi
4 Arzu Odabaşı Global Menkul Değerler A.Ş. Stratejist
5 Ayşe Çiğdem Başaran Türk Ekonomi Bankası Yatırımcı İlişkileri Yöneticisi
6 Ayşegül Hatay SU CSR KSS Direktörü
7 Barış Baran Aras Aras Holding A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi
8 Burak Başarır Coca-Cola İçecek A.Ş. Mali İşler Direktörü
9 Burhan Perkgöz Nuhpol Palimer ve Kimyasalları A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi
10 Dr. Alpay Genç Sanovel İlaç A.Ş. Pazarlama Müdürü
11 Ebru Yardımcı KPMG Türkiye Ortak
12 Esat Porsuk Sistematik SMMM Ltd. Şti. Kurucu Ortak - Müdür
13 Ferda Atabek Turkcell İletişim Hizmetleri Yatırımcı İlişkileri Müdürü
14 Funda Erdemir AON Sigorta Brokerliği Genel Müdür Yardımcısı
15 Haluk Gürgen Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi - Dekan
16 Harika Güral Güral Porselen Yönetim Kurulu Üyesi
17 Işık Gökkaya Y&Y Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. Genel Müdür / Yönetim Kurulu Üyesi
18 İbrahim Mirmahmutoğulları Dizayn Teknik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı
19 İdil Gürdil KPMG Türkiye Danışmanlık Bölüm Ortağı
20 Kemal Aksel Hergüner Bilgen Özeke Hukuk Bürosu Avukat
21 Kemal Koray Öztürkler Turkcell İletişim Hizmetleri Yatırımcı İlişkileri Bölüm Başkanı
22 Kerim Alain Bertrand ISI Emerging Markets Genel Müdür
23 M. Alpay Güler Doğan Yayın Holding Koordinatör / Kurumsal Finansman & Yatırımcı İlişkileri
24 M. Emrah Dayıoğlu Coşkunöz Holding A.Ş. Endüstriyel Uygulamalar ve SAP Danışmanı
25 Mehmet Alpaslan Özbey Fortisbank A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı - Tüketici Finansmanı Grubu
26 Mehmet Nalbantoğlu Koç Bilgi Grubu Genel Müdür
27 Murad Kayacan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Eğitim ve Yayın Müdürü
28 Murat Tarı Medical Park Sağlık Grubu CFO / İcra Kurulu Üyesi
29 Nerses Keşişoğlu Doğan TV Holding A.Ş. İcra Kurulu Üyesi
30 Nurtaç Ziyal Yıldız Holding Strateji ve Planlama Genel Müdürü
31 Onur Demirkol Acıbadem Sağlık Hizmetleri A.Ş. Pazarlama Yöneticisi
32 Oya Gür Coca-Cola İçecek A.Ş. Grup Yatırımcı İlişkileri ve Fon Yönetimi Müdürü
33 Özge Aşçıoğlu Citibank A.Ş. Teftiş Kurulu Başkanı - Bireysel
34 Özgür İncekara İncekara Teknik Cihazlar Endüstri ve Ticaret A.Ş. CEO
35 S. Haluk Özsarı Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği Sağlık Yönetim Danışmanı
36 Selim Gökaslan Doğtaş Şirketler Grubu Organizasyonel Gelişim Müdürü
37 Suna Çelebi Türk Hava Yolları A.O. Yatırımcı İlişkileri Müdürü
38 Tunç Yorulmaz Türk Telekom A.Ş. Strateji ve İş Geliştirme Başkanı
39 Turgut Tuncay Önbilgin Tüpraş (Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.) Yatırımcı İlişkileri ve Stratejik Planlama Müdürü
40 Yasemin Ertem Doğan TV Holding A.Ş. İnsan Kaynakları Grup Başkanı
41 Ziya Murat Güsar IAS Sigorta Ekspertiz Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. Ortak
TÜRKİYE KURUMSAL YÖNETİM DERNEĞİ AYLIK HABER BÜLTENİ